Anasayfa
        Biyografi
        Özgeçmiş
        Ödüller
        Konuk Defteri
 

Kozan Belediyesi
Kozan Haber Gazetesi
Ahmet Emre Bilgili
Sivas Belediyesi
Beyoğlu Belediyesi
KOZVAK
Kozan Devlet Hastanesi
Turizm Gazetesi

 
 
 Aktif Ziyaretçi 1
 Bugün 169
 Toplam 2096187
 Ip 54.198.3.15
 
KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Burs vereceklerdi
Adana
27 Mart 2017, Pazartesi
03:06

159.253.145.150
KILIÇDAROĞLU'nun 1999 tarihinde Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğünden emekli olduğunu biliyoruz.(CHP internet sitesi) Her
ne kadar Müsteşar Yardımcılığı yapmışsa da Genel Müdürler ile Müsteşar Yardımcılarının emeklilik açısından statüleri eşittir. Yani
KILIÇDAROĞLU 1999 tarihinde memur meklisidir.

Şu an KILIÇDAROĞLU memur emeklisi değildir. Çünkü, KILIÇDAROĞLU 5434 sayılı Kanunun kendisine verdiği bir haktan yararlanarak 22. dönem milletvekili seçildikten sonra tekrar
Milletvekilliğinden emekli olmuştur. Yani KILIÇDAROĞLU şu an emekli sandığı emeklisidir. Şuan Genel Müdür emekli maaşı değil Milletvekili emekli maaşı almaktadır. Genel Müdür emekli maaşı ile Milletvekili emekli maaşı arasında ciddi bir fark vardır.
25 yıllık bir memur Genel Müdürlükten emekli olursa 5.811 TL emekli maaşı alabilmektedir. Aynı kişi Milletvekilliğinden emekli olursa 9.594
TL emekli maaşı almaktadır.
Emekli maaşı kesilmediği için KILIÇDAROĞLU'nun devletten aldığı toplam maaş tutarı ise aylık olarak; Milletvekili maaşı 16.811,52 + Emekli maaşı 9.594 = 26.405,52 TL'dir.

Halkçılık bu mu?
   
 
Yok ya
Diğer
26 Mart 2017, Pazar
23:22

159.253.145.150
16 Nisan'ı ABD ve Almanya Erdoğan'ı tasfiye tarihi olarak düşünüyor.
Tezgâhı bunun üzerine kurdular.
Adamlar bu yüzden demokratlıklarını bile yitirdi.
Basın özgürlüğünü de rafa kaldırdılar.
Avrupa Parlamentosu'nun 'Daily Sabah'a koyduğu yasak çarpıcı bir örnektir.
THY'ye getirilen tablet yasağı da.
Bu kadar mı?
Değil elbet…
Hollywood sineması subliminal mesajla Reis'i hedef aldı.
'Spectral' filminde Erdoğan'ı 'düşman' karakteri olarak zihinlere kazımaya çalışıyor puştlar.
Amerikalı neo-con yazar Michael Rubin, Erdoğan'ı açıkça tehdit ediyor.
Her koldan saldırıyorlar…
Cumhurbaşkanımız aslanlar gibi direniyor…
Hitler tohumu Nazilere aman vermiyor…

***

İçte ise iğrenç bir kampanya sürüyor.
Diyorlar ki PKK 'hayır'cı değil 'evet'çi.
Yok yok FETÖ de 'evet'çi.
Yiyeyim o yalanı hele de inananı.
Ulan PKK'lı Murat Karayılan "Evet çıkarsa biteriz" demedi mi?
Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Bese Hozat, Duran Kalkan, Nuriye Keşpir ve Ali Haydar Kaytan, 'hayır' için poposunu yırtıyor!..
Niye?
Bu durumda PKK nasıl 'evet'çi oluyor?
Ufak atın oğlum, ufak!
PKK mı kaldı hem?
Yüzlercesi operasyonlarda terki diyar etti.
Örgütün en baba adamları bile gitti.
Kandil Reis'e kıyak çekiyor ha!..
Gel de küfretme şimdi.
Hadi oradan be!
Hadi oradan alcaklar.
Aksine Kandil'den 'hayır'cılara her gün destek mesajı yağıyor…
Kimi kandırıyorsunuz?
Cemil Bayık, 'Hayır' oyu vermeleri için Kürtleri tehdit ediyor.
Bölücü örgüt, Doğu ve Güneydoğu'daki seçmen üzerinde baskı kurmaya çalışıyor.
Bu mudur evet'e destek?

***

Kemal Kılıçdaroğlu ile yandaş gazeteciler 15 Temmuz'u ağzına hiç almıyor…
Neden?
O gün Türkiye yandı, yıkıldı ve 249 insanımız da şehit oldu.
Her şeye maydanoz olan Uğur Dündar, Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil (Yamuk Yılmaz) o kara geceyle ilgili tek kelime etmez.
Neden?
Öldürülenler Yunan vatandaşı mıydı?
Niye ölmüşlerdi sahi?
FETÖ Yunan Meclisini mi bombaladı?
Neden dillendirilmiyor 15 Temmuz?
Çünkü o şehitler ve gaziler Reis'çiydi.
Rum olsa inanın methiye dizerlerdi.
"Evet çıkarsa Irak'a döneriz" diyen Kılıçdaroğlu millete korku salarak oy istiyor.
Niye böyle yapıyor?
Ben size söyleyeyim mi?
Kılıçdaroğlu sıkıntılı.
Yeni anayasa ile siyasi mevta olacağını anladı.
İki, ABD'nin Erdoğan'ı yok etme planına da destek olmak istiyor.
Saçmalaması bundan.
Memleketini seven biri hiç Erdoğan'ın Avrupa'ya yönelik sözlerine 'El Kaide'den sorumlu' der mi?
Cumhurbaşkanını satar mı yani?

***

Kılıçdaroğlu üfürüyor, üfürüyor…
Çünkü yeni anayasa kabul edilirse, bu haliyle siyaset yapamayacak.
Artık yedi seçim kaybedip, kurultay kazanarak genel başkan da olamaz.
Çünkü Cumhurbaşkanlığı yarışına katılan genel başkanlar kaybettiklerinde yasamadan ve yürütmeden de dışlanacaklar.
Yalanlarının esas sebebi budur işte.
Kısacası 16 Nisan'da sandıktan çıkacak 'evet'ler Kılıçdaroğlu'nu tarih yapacak.
Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanının bir sabah kalkıp muhtarlıklarla kıdem tazminatını kaldıracağı ve Meclis'i de feshedeceği yalanı bu yüzden uydurdu.
Cumhurbaşkanı'nın Meclis'i feshetme yetkisi asıl mevcut anayasada var.
Yeni sistemde böyle bir yetkisi yok…
Adam açıkça yalan söylüyor…
Batı ve ABD 16 Nisan'ı Erdoğan'ı tasfiye tarihi olarak belirlemiş ama;
16 Nisan'da sandıktan çıkacak 'evet'ler asıl Kılıçdaroğlu'nu tasfiye edecek.
   
 
Neden Hayır
Antalya
26 Mart 2017, Pazar
23:21

206.190.158.78
Anayasaya hayır demeye hazırlananlara soruyorum:
Bu değişikliğe hayır demek, Kenan'ın anayasasına evet demektir. O anlama gelir.
O anayasayı hiçbir "seçilmiş" hazırlamadı, tövbe, hepsi "diktatörün seçtiği" adamlardı...
Niçin sizi rahatsız etmiyor?
Yani, şimdi değişikliğe hayır demekle, "adı konulm***ş bir yarı-başkanlık sistemi" istiyorsunuz!
Adını koymak hoşunuza gitmiyor.
Neden?
Bugün kullandığı yetkilerin hiçbirini Tayyip Erdoğan icat etmedi, gökten zembille de inmediler, hepsi Kenan Evren ya da "ondan sonra gelecek başka bir bürokrat" için ayarlanmıştı.
Asker ya da sivil ama bürokrat.
Kıyamet de, bürokratın yerine "halk ad***" gelince koptu.
Abdullah Gül yüksek yargıç ya da emekli paşa değil, Kayserili bir tornacının oğluydu.
Madem cumhurbaşkanının "çok yetkili" olmasına karşıydınız, 1982'de niçin evet oyu verdiniz?
"O zaman biz daha doğm***ştık ağabey" ya da "çok küçüktük" ayağına yatmayın, ben size "cephe" olarak soruyorum.
Adayınız Ekmeleddin İhsanoğlu başkan seçilseydi de o yetkileri kullansaydı, ağzınızı açacak mıydınız?
Bir "CHP'li başkan" çıkacağına en ufak bir umudunuz olsa, diyelim 2019'da, ya da 2029'da, ya da 2039'da, yeni sisteme gene de itiraz edecek miydiniz?
Peki, 1961'de niçin evet oyu verdiniz?
Doğm***ş olanlara değil, cepheye soruyorum.
Halk sizden yeni bir anayasa mı istemişti?
CHP ve onun basını istemişti.
Atatürk'ü madem bu kadar çok seviyordunuz, Atatürk'ün anayasasının çöpe atılmasını niçin onayladınız?
Atatürk senato mu kurmuştu?
Atatürk Anayasa Mahkemesi mi kurmuştu?
Atatürk'ün zamanında "hayat boyu doğal parlamenterlik" mi vardı?
Sadece CHP, "halkın temsilcilerini frenleyecek ve bürokrasi sultasının sürmesini garanti altına alacak" yeni bir düzenleme istiyordu...
"Çanakkale şehitleri edebiyatı" o zaman niçin aklınıza gelmedi?
Peki... Madem 1961 Anayasası çok ilerici, "sola açık" bir anayasaydı, onu çok seviyordunuz, 1971 darbecileri onun sağını solunu budadıkları, bir anlamda kendi anayasalarını kendileri çiğnedikleri zaman niçin sesiniz çıkmadı?
O zaman hiç görmedik "cumhuriyet mitingleri", Nutuk dağıtmalar falan...
Bakınız bugün Kılıçdaroğlu hiç utanmadan ve sıkılmadan "başkanı gene meclisin seçeceği eski düzene" dönülmesini istiyor.
Halkın bu zokayı yutacağını mı sanıyorsunuz?
Onu bunu bırakın, 17 Nisan sabahından başlayarak, şoku atlattıktan sonra, şu Kılıçdaroğlu'ndan kurtulmanın yollarını arayın.
Ve de sevinin: Eski sistemde iktidar size haramdır, yeni sistemde belki küçük de olsa bir umudunuz olacaktır, ileride.
Daha bunun bile farkında değilsiniz ki...
   
 
Demokrasi nöbetleri yeniden başlamalı...
Diğer
22 Mart 2017, Çarşamba
16:39

66.85.139.243
Bir önceki yazıda "İçimde korkuya dönüşüp yüreğime düşmesine izin vermediğim kötü bir his var" demiş ve gerekçemi şu sözlerle anlatmıştım.

"Sanki sessiz bir tehlike yaklaşıyormuş gibi. Sanki kötülük yeniden uyanıyormuş gibi... Sanki zaman kollayıp yeniden bir şeyler deneyeceklermiş gibi hissediyorum..."

Galiba biraz daha detaylara girmem gerekiyor.

Anlaşılan o ki içimizden birileri henüz 16 Nisan'ın Türkiye için ne kadar önemli bir viraj olduğunun farkına varabilmiş değil.

16 Nisan Türkiye'nin yönetim sisteminin tamamen değişmesi demek. Daha açık yazmak gerekirse 16 Nisan Türkiye'nin tam bağımsız olması yolunda atılacak ilk adım...

Almanya'nın fitilini ateşlediği, Hollanda'nın devam ettirdiği Türk düşmanlığının bir çırpıda bütün Avrupa'ya yayılması boşuna değil... Bu ülkelerin yanısıra, terör örgütlerinin ve dahi vesayet odaklarının hezeyanlar içinde "Hayır" kampanyaları yapması boşuna değil.

Kontrol altında tutmaya çalıştıkları Türkiye ellerinin arasından kayıp gitmek üzere... Açıkça, "Bu öyle kolay olmayacak" mesajı veriyorlar.

"Zaman kollayıp yeniden deneyecekler" dememin nedeni bu!

Onlar için zaman daralıyor. Yapabilecekleri ne varsa 16 Nisan'dan önce yapmaya çalışacaklar.

Ne yaparlar, nasıl bir yöntem denerler bilemiyorum ama, fırsatını buldukları anda harekete geçeceklerini düşünüyorum.

Önümüzde hepi topu 25 günlük bir süre var. Bu süre içinde hepimizin tetikte ve uyanık olması gerekiyor.

Nasıl mı?

Tıpkı 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi meydanlara çıkarak.

Demokrasi nöbetlerini yeniden başlatarak!

Parti içinde sözümün ne kadar saygınlığı var bilemiyorum ancak, bu yöntemin işe yarayacağı konusunda iddialıyım.

Millet zaten 15 Temmuz'dan bu yana sabahın üçünden, dördünden önce uyuy***yor. Herhangi bir şehirde maytap patlaması dahi sosyal medyada milyonları harekete geçirmeye yetiyor.

Bu insanları meydan nöbetlerine çekmek, aklından fenalık geçirenlere korku, endişe içinde bekleyenlere güven verecek.

Büyük bir rehavet yaşayan teşkilat ve belediyeler bu sayede harekete geçmek zorunda kalacak.

Üstelik bu meydanlar "Evet" kampanyası için de büyük bir artı sağlayacak. Bakanlar, milletvekilleri, gazeteciler ve akademisyenler halkla sohbet imkanı bulacak.

Hayır kampanyasını yürüten bazı isimlerin köpürttüğü yalanlar buradaki sohbet ve mitinglerde tek tek çürütülebilecek.

"Türkiye 16 nisan referandumuna gece gündüz devam eden bir karnaval havasında gidiyor" algısı Avrupa ve onların maşası terör örgütleri için de muhteşem bir kapak olacak!

Ne dersiniz, fena mı olur?
   
 
Tek adamsa tek adam!
Adana
11 Mart 2017, Cumartesi
06:46

95.211.211.182
27 Mart 1994 yerel seçimlerinde bir adam çıktı ortaya. "Benim adım Recep Tayyip Erdoğan. Bana oy verirseniz, İstanbul'u kısa sürede yaşanabilir bir dünya şehrine dönüştüreceğim" diye söz verdi.

İstanbullu ona güvendi, yüzde 25,19 oy oranı ile "Başkan" seçti.

Genç nesil o günlerin İstanbul'unu çok iyi bilmez. İnsanlar hava kirliliğinden dolayı nefes alamadığı için sokaklarda gaz maskeleriyle dolaşırdı.

Bırakın sokakları, caddelerde biriken çöpler bile haftada bir toplanırdı. O çöplerin üzerinden atlamadan işe gitmek mümkün değildi. O günün gazeteleri, "Kaldırın şu pisliği" diyerek yerel yöneticilere ateş püskürürdü.

Tarihler 1993 yılının 28 Nisan'ını gösterdiği gün, İstanbul yerküre üzerinde eşine, benzerine rastlanm***ş bir facia yaşadı. Koca şehrin orta yerindeki Hekimbaşı Çöplüğü volkanik bir dağ gibi patladı.

Öyle bir patlama ki İstanbul ve çevre illerin tam***nda hissedildi. Yüzlerce ev, gökten ölüm gibi yağan çöplerin altında kaldı, 27 kişi hayatını kaybetti. Kaybolan diğer 12 kişinin cesetleri bugün dahi bulunabilmiş değil!

Suları akmazdı mega kentin...

Haftada belki bir gün, bir iki saat, o kadar! Abartısız söylüyorum, insanlar sokaklarda kokarca gibi dolaşırdı. Şehrin belli noktalarındaki kuyu çeşmelerinde kıyamet gibi kuyruk olurdu. Sıra kavgası yüzünden cinayetler işlenirdi.

İstanbul'un içme suyu temin etmekle görevli kurumu İSKİ'nin Genel Müdürü Ergun Göknel ise o sıralar bu sorunları çözmek yerine uçkur derdine düşmüştü.

Sevgilisiyle evlenebilmek için nikahlı eşine o günün parasıyla 1 milyon dolar tazminat vermeyi kabul eden Göknel bu parayı belediyenin kasasından ödemiş, ama eşinin kıskançlığı sonucu yakayı ele vermişti.

Haliç denilen bölgeden geçerken kusmamak elde değildi. İstanbul'un merkezindeki bir bataklıktı Haliç... Kokusuna tahammül edemeyen bölge halkı, çareyi başka semtlere taşınmakta bulurdu.

Doğalgaz yoktu.

Daha doğrusu vardı da Türkiye'nin getirecek imkanları yoktu. Rezidansların salonlarında dahi soba bacaları vardı. Göğe uzanan binaların bacalarından dahi katran karası dumanlar yükselirdi.

Uzatmayayım...

Recep Tayyip Erdoğan böyle bir şehrin "Başkan"ı oldu. Sadece 5 yıl görevde kalabildi!

"Tek adam" olarak!

O 5 yılın sonunda sokak ve caddelerdeki çöp dağları yok oldu. Hekimbaşı'nda 27 kişiye mezar olan çöp dağının yerine akıllara ziyan bir çöp dönüştürme tesisi, yanına da göz kamaştırıcı bir spor kompleksi kuruldu.

Bataklığa dönüşen Haliç temizlendi, insanı kendine aşık eden masmavi bir göz bebeğine dönüştü.

Doğalgaz hizmeti yıldırım hızıyla yayıldı, hava kirliliğinden eser kalmadı.

Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerden akan suların güzergahı İstanbul'a döndürüldü. Hem de ne zahmetlerle. Dağlar, bentler aşıldı ve İstanbul hasret kaldığı suya kavuştu. Barajlar ağzına kadar suyla dolduruldu...

Bugün IMF'ye olan borç nasıl kapatıldıysa, o gün belediyenin dağlar kadar olan borçları da aynı yöntemle kapatıldı.

1999 yılında Recep Tayyip Erdoğan Siirt'te şiir okuduğu bahanesiyle hapse atıldığında bütün İstanbul karara isyan etti.

Kimse arkasından kem söz söyleyemedi. "Sözünü tutamadı" diyen, "Çaldı, çırptı" diyen bir tek adam olmadı.

Hapisten çıktığında bu kez, "Bana oy verirseniz bu ülkeyi virüs gibi saran pisliklerden kurtarırım" diye söz verdi. Bu kez Türkiye O'na güvendi, yetki verdi.

Yanına aldığı güvenilir bir kaç adamla birlikte canını ortaya koyup çalıştı. "Bitti, battı" denilen Türkiye'yi ayağa kaldırdı ekibiyle beraber.

IMF ve Dünya Bankası'na olan borçları bitirdi. Koca Türkiye'yi koca bir şantiyeye çevirdi. Patikaları duble yollara, kağnı yavaşlığındaki lokomotifleri hızlı trenlere dönüştürdü. Dağların içine asfalt, denizlerin altına ray döşedi.

Parası olmadığı için hastanelerde rehin kalanları kurtardı. Kitap alamadığı için çocuğunu okutamayanların imdadına yetişti.

Karşısına bin tane engel çıkarıldı. Kah partisi kapatılmak istendi, kah e - muhtıra yedi. Kah Anayasa Mahkemesi'nin uyduruk kararlarına takıldı, kah bürokratik engellemelere...

Gezi'yi yaşadı, geri adım atmadı. 17/25 Aralık'ı yaşadı pes etmedi. Kanlı darbeyi gördü, "Ölümüne, ölümüne" diyerek üzerine çığlıklar atarak gelen ölüme meydan okudu.

Değer verdiği herşey onu bir tuzağa çekmek için kullanıldı.

Dostluğa değer verdi, dostlarının ihanetini gördü. Dini inançların özgürlüğüne önem verdi, dindar görünen dinsiz bir hain tarafından sırtından hançerlendi.

Aldatılan, kandırılan oldu belki ama asla kandıranlardan, aldatanlardan olmadı. Hayatının her döneminde zayıf olana değil, zalim olana, hain olana karşı acımasız oldu.

Özetle...

1994 yılında, "Beni başkan seçin, İstanbul'u pisliklerinden temizleyeyim" diyen ve sözünü tutan adam bir kez daha yetki istiyor. "Ne kadar mücadele edip çabalasam da ülke bu sistemle yerinde sayıyor. Beni bir kere daha başkan seçin, Türkiye'yi bütün eski pisliklerinden temizleyeyim" diyor.

Karşısındakiler buna itiraz ediyor, "Tek adam olmaz" diyor, "Tek adama mı oy vereceksiniz?" diye itiraz ediyor.

Ben de diyorum ki...

Tek adamsa tek adam! İstanbul bu adam sayesinde, Türkiye bu adam sayesinde düze çıktı!

20 koca yıldır etrafa dönüp baktığımızda Türkiye'yi yönetebilecek kabiliyette bir "Tek adam" görüyorsak bu bizim eksikliğimiz değil, sizin yobazlığınız!

Keşke siz de adam olsaydınız da yanına birkaç adam daha katabilseydiniz!
   
 
Kılıçdaroğlu ‘hayır’ı korkusundan mı savunuyor?
Adana
03 Mart 2017, Cuma
00:13

146.185.28.61
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Gülen ile işbirliği yaptığı kesin gibi.
Bence darbeden de haberi vardı…
Bunu kanıtlayacak çok şey var çünkü.
15 Temmuz öncesi ve sonrası yaşananlar ortada…
Birinci olay:
Genel Başkan değiştiren o seks kasetiydi.
Deniz Baykal'ın yatak odasına Fetullah Gülen'den başkası giremezdi çünkü.
Adam hoca değil dikiz uzmanı.
Bu şekilde kimleri avlamadı ki…
Bence Baykal da odaya kamera koyanı iyi biliyor…
Başka kasetleri ortaya çıkacağından korkuyor olmalı.
***
İkinci olay ise:
'AK Partili başkanı görevden al, yerine CHP il başkanını oturt!'
Bu emir darbe gecesi verildi. Emri veren eski Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral İsmail Güneşer'di…
Yani söz de sıkıyönetim komutanı!
O gün…
Yani 15 Temmuz'da darbe gerçekleşseydi AK Partili tüm belediye başkanları görevden alınacak ve yerlerine de CHP'liler getirilecekti.
Bunu ben uydurmadım.
İddianamede var bunlar:
"Valiyi hemen görevden alıyorsun, yerine sen otur. Belediye Başkanı AK Partilidir. Onu da hemen al, CHP İl Başkanını Belediye Başkanlığı mak***na oturt."
Mesele anlaşıldı mı şimdi?
***
Ve üçüncü olay:
Asıl bomba Muğla'da görülen Cumhurbaşkanına suikast davasında patladı.
MAK Timi'nde görevli suikastçı asker İlyas Yaşar, mahkemede CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun darbeyle ilgili bilgisi olduğunu öne sürerek, "Mahkemeden talepte bulunuyorum. Kılıçdaroğlu gelip mahkemede yanımızda müdahil olsun. Gerçekleri anlatsın" dedi.
Bu!
Evet bu.
Suikastçıyı Reis tembihlemedi.
Ad***n sözleri önemli.
Hem Bolu'da, Adana'da, Mersin'de, Ankara ve İstanbul'da, dahası her yerde AK Partili belediye başkanlarının yerine CHP'lilerin getiriliceğini birçok yerden işittim.
Kılıçdaroğlu ile FETÖ'nün işbirliği yaptığını sağır sultan bile duydu.
***
Şüphelerim suikastçının ifadesiyle de doğrulanmış oldu.
Kılıçdaroğlu'na kaç kez sordum.
Ama cevap alamadım.
Dördüncü olay da şu:
O akşam,
Yani darbe gecesi Kemal Kılıçdaroğlu Atatürk Havalimanı VIP salonunda karşılaştığı darbeci subaylarla ne konuşmuştu?
Niye darbecilere çıkışmadı da tankların yanından sıvışarak Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu'nun evine gitti?
Ve orada Reis'in öldürülmesini bekledi.
NTV'de Oğuz Haksever'e yaptığı açıklamada İstanbul'da otellerde yer bulamadığını söylemişti.
Gerçek miydi söylediği?
Kılıçdaroğlu'na yine soruyorum…
O gece Ankara'dan İstanbul'a geldiğinizde VIP'te karşılaştığınız darbeci subaylarla ne konuştunuz?
Niye yanından sıvıştığınız tankların üstüne çıkmadınız da partili belediye başkanının evine sığındınız?
Size ne vaat edilmişti?
***
Bitirirken;
15 Temmuz gecesi saat 23.30 sularındaki kamera kayıtları devletin elindedir…
KK'nın darbeci subaylarla konuşma anının görüntülerinde ne var acaba?
Kamera kayıtlarında KK'nın yanında bulunan VIP görevlilerinin ifadeleri alındı mı?
Muğla'da Reis'i infaz edecek timde görevli suikastçı İlyas Yaşar başka neler biliyor?
KK'nın Yenikapı ruhunu terk etmesinin gerçek sebebi neydi?
248 insanımızı şehit eden darbeci FETÖ'yü CHP hâlâ niye savunuyor?
'Hayır' cephesinde yer almasının ardında FETÖ ile işbirliğinin deşifre olma korkusu yatıyor olmasın?
Ve 'Karargâh rahatsız' manşetinin asıl faili Kılıçdaroğlu olabilir mi?
  Web: www.ss.com 
 
KOZANLI
Adana
12 Ocak 2017, Perşembe
15:47

207.244.89.90
BU BAŞKANLIK NEYMİŞ ??? AVRUPA KARŞI, ABD KARŞI. CHP KARŞI. HDP KARŞI. PKK KARŞI. O zaman Herkes safını belirlesin. !!!
   
 
Kayseri Nakliyat
Kayseri
11 Ocak 2017, Çarşamba
08:40

88.229.82.233
Tayin zamanı sizlere hizmet vermekten gurur duyarız.05059776096
Mail: info@kayserievdenevenakliyat.com.tr  Web: www.kayserievdenevenakliyat.com.tr 
 
Belediyeci
Adana
07 Kasım 2016, Pazartesi
21:56

195.175.63.66
BAŞKANIM BAŞINIZ SAĞOLSUN.

EMİNE ANNEYE ALLAHTAN (c.c.) RAHMET. SİZLERE SABIRLAR DİLİYORUM.
   
 
FETÖ
Diğer
05 Ekim 2016, Çarşamba
04:21

159.253.145.150
FET֒nün zamanında Müslümanlar arasında sevilmesinin ve desteklenmesinin tek sebebi, o hainin bu Lozan ile başlayan hezimetin bir yerde durdurulup yok edilerek yeniden İslam medeniyetine döndürülmesi sözünü vermesidir.

Münafık adam meğer bize o sözleri verirken aynı zamanda ABD, İsrail ve AB’ye de söz vermiş. Zavallı Müslümanlar bunu nereden bileceklerdi ki?

Şimdi MİT tırları veya 17-25 Aralık için milattır deniliyor. Evet, bu tarihten önce FET֒yü sevip destekleyenler ayıplanamaz. Çünkü neydi o çılgının bağrı yanık bir Müslüman gibi feryad-ı figan ederek konuşmaları? Müslüman bir kalp taşıyıp da onlara aldanmamak mümkün mü?

Bu kadar insan durup dururken aldanmadı herhalde. Bir derdi, davası vardı ve birisi ondan bahsediyordu. Sevgilisinin adı geçer de hangi aşık o sohbete kulak verip dinlemez?

Mevlana’ya birisi gelerek:

- Efendim, Şems-i Tebrizî geldi, demiş.

Mevlana da ayağa kalkarak cübbesini çıkarıp adama müjdelik vermiş. Oradakiler demişler ki:

- Efendim, bu adam yalancının tekidir. Bu sözünde de yalandır. Cübbenizi boşuna verdiniz.

Mevlana demiş ki:

- Onun yalan olduğunu ben de biliyorum. Yoksa cübbe yerine canımızı verirdik.

Ne diyelim, adam bizi aldattı…

Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (sav) “Bizi aldatan bizden değildir” demişler.

Artık bizden olmadığına göre o “söz verip de sözünde durmayan, yalan konuşan ve emanete hıyanet eden”, böylece münafıklığın bütün vasıflarını kendinde taşıyan serseri kimin olursa olsun.

Korkarım hain ad***n verdiği zarar, ölümünden sonra da devam edecektir. Çünkü hala ona “Hoca Efendi” diyen beyinsizler var. Bu kadar cahil olursa bir insan, onu herkes kullanır tabi.

Eee, eşek olanın üstüne bedava binmek için beleş semer veren çok olur.
   
 

Toplam Kayıt Sayısı: 686 Toplam Sayfa Sayısı: 69
[««] [«] 1. 2. 3. 4. 5. . . . 67. 68. 69. [»] [»»] 

Ödüller  |  Fotoğraflar  |  Video  |  Konuk Defteri  |  Haberler
 Mimar Kazım Özgan Kişisel Web Sitesi   © 2007-2015 Tüm hakkı saklıdır.       E-Posta: kazimozgan@kazimozgan.com Site Tasarım & Yazılım: