Anasayfa
        Biyografi
        Özgeçmiş
        Ödüller
        Konuk Defteri
 

Kozan Belediyesi
Kozan Haber Gazetesi
Ahmet Emre Bilgili
Sivas Belediyesi
Beyoğlu Belediyesi
Turizm Gazetesi

 
 
 Aktif Ziyaretçi 1
 Bugün 44
 Toplam 2192396
 Ip 54.84.236.168
 
KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Müslüm Baba
Diğer
10 Aralık 2018, Pazartesi
03:41

78.190.73.254
Müslüm Baba” filmini dört haftada beş milyona yakın kişi seyretmiş. Bunun bir rekor olduğu söyleniyor. Değerli sanatçı 2013 yılında öldüğünde politikacıların niçin o kadar ilgi gösterdiklerini, yani Müslümcülerin niçin ihmal edilemeyecek, görmezden gelinemeyecek bir kitle teşkil ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bu gerçeği fark eden akademisyenler tarafından Müslüm Baba’nın etki alanı ve Müslümcülük konusunda doktora tezleri bile yazılmış.

Halfeti’nin bir köyünde, 1953 yılında dünyaya gelen, çocukluğunu ve ilk gençliğini Tek Parti iktidarının tarihe gömüldüğü, ümitlerin yeşermeye başladığı yıllarda yaşayan Müslüm Baba, kim ne derse dersin, yakın tarih gözden geçirilirken asla ihmal edilmemesi gereken bir fenomendir.

***

1940’larda Milli Şef yönetiminin ağır siyasî ve kültürel baskısı altında yaşadığı yetmiyormuş gibi, bir de harp şartlarında büyük bir hızla yoksullaşan kitleler, zincirlerinden Demokrat Parti’nin gerçekleştirdiği demokratik halk ihtilâli sayesinde kurtuldu. Özellikle sanayileşme hamleleriyle birlikte şehirlere akmaya başlayan köyler, kimsenin boyutlarını ve sonuçlarını kestiremediği büyük bir sosyal hareketliliğe yol açmıştı.

Bu insanlar şehre hemen sokulamadılar; kimliklerini, beraberlerinde getirdikleri kültürü ve ahlâkı koruyabilmek için şehrin varoşlarında kendi kabuklarına çekilmekten başka çareleri yoktu. Bir gecede çattıkları gecekondulara yerleşip bir çekirdek oluşturduktan sonra, akrabalarını, komşularını vb. çağırıp kendi köylerinin yahut mahallelerinin bir modelini varoşlarda kurarak amansız bir yaşama savaşı vermeye başladılar. Bu mahallelerde yavaş yavaş yeni bir kültür ve estetik şekillenmeye başladı. Mimarisinden müziğine, mutfağından mobilyasına, dilinden ahlâkına kadar, kırsal kültürden de şehir kültüründen de farklı, arada bir yerde duran ve başlangıçta asla meydan okumayan bir kültürdü bu.

Büyük şehirlerin yeni sakinleri, bu kültürü kendilerine yukarıdan bakanlara önce müzikleriyle duyurdular. Bu müzik, ne devletin bütün imkânlarıyla benimsetmeye çalıştığı müziğe ne halk müziğine ne de Klasik Türk Müziği’ne benziyordu. Ne var ki hepsinden biraz almış, ayrıca “arabesk” motiflerle bezenmişti. Seçkinler gecekondu mahallelerinde, yoksulluk ve terk edilmişlik psikolojisiyle yoğrulmuş bu kültürü ve müziği “Arabesk” diye adlandırdılar.

***

Sanayileşme hareketleriyle birlikte başlayan iç göçün büyük problemler yaratması kaçınılmazdı. Şehrin göbeğinde fabrika bacaları yükseltince ilerleyeceğimizi zanneden bürokratların, çoksesli müzik dinleyen, tiyatro, opera ve bale seyredenlerin sayısında artış sağlanırsa Batılılaşacağımıza inanan aydınların farkına varamadıkları hızlı ve sancılı değişme, bu değişmeyi kanında, iliğinde hisseden kitleleri eziyor, hayattan bezdiriyordu. Nitekim minibüslerden, dolmuşlardan, evlerden yükselerek Türk ve Batı müziklerinin hassaslaştırdığı kulakları tırmalayan bu yaban seste hep şikâyet vardı; bu insanlar Orhan Gencebay’ın dilinden “Bir teselli ver”, “Tanrım beni baştan yarat”, “Batsın bu dünya” diyorlardı.

Şehirlerin yeni sakinleri kabuklarını kırmakta pek fazla gecikmediler. Esasen “arabesk” kültür ve estetiğin yayılma istidadını sezen ve bunu tatlı kâra dönüştürmek için kolları sıvayan çevreler, iletişim teknolojisinin imkânlarını kullanarak bu alt kültürü kısa zamanda popüler kültürün herhangi bir unsuru, hatta popüler kültürün kendisi haline getirmeyi başardılar. Başlangıçta “protest” nitelik taşıyan arabesk, özellikle 80’lerde müzik endüstrisinin çarklarında kitlelere mal oldu.

Popülerleşen arabeskin ilk büyük yıldızı, ilk idol’ü Orhan Gencebay’dı. Fakat onun sesinde henüz meydan okuma yoktu; magazin basınının çok sevdiği tabirle, o “efendi” bir sanatçıydı. Meydan okumaktan çok, efendice şikâyetleri, saldırılar karşısında yine efendice ve beklenmedik ölçüde akıllıca bir savunma stratejisi vardı.

***

Büyük şehirlerdeki nüfus, şehirli orta sınıfın aleyhine değişmeye başlayınca “efendi sanatçı” tipi de değişmeye başladı. Efendilik kültürüne aykırı bir idol olan ve sahnede saçının başını yolup bağrını açarak, yerlere yatıp ağlayarak şarkı söyleyen, itiraz eden Ferdi Tayfur, arabeskin ikinci dönemini, yani varoşlardaki çerden çöpden evlerin üçer beşer katlı apartmanlara dönüşmeye başladığı yılları temsil eder.

Arabeskin tırmanışına paralel olarak seçkinlerin alaylı bakışları önce öfkeye, daha sonra nefrete ve düşmanlığa dönüşecektir. Çünkü artık Ferdi Tayfur’la yaşadığı itiraz ve “bilinçlenme” dönemi de aşılmış, meydan okuma dönemi başl***ştır. İbrahim Tatlıses, bu dönemin en güçlü sesi, hatta sembolü olarak ele alınabilir. Müslüm Gürses de bence arabeskin dördüncü dönemini, yani kendini aştığı merhaleyi temsil ediyordu.

İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses’in başarıları ve popülariteleri, en keskin arabesk düşmanlarını bile meseleye başka açılardan bakmaya zorladı. Bu müziğin temsil ettiği sosyoloji 1980’lerden itibaren aydınların ve akademyanın ilgisini çekmeye başl***ş ve bir hayli yayın yapılmıştı, hâlâ da yapılıyor. 2000’lerden sonra arabeskin öldüğü düşünülüyordu, ama “Müslüm Baba” filminin gişe başarısı bu tespitin pek doğru olmadığını gösteriyor.
   
 
Kozan
Adana
29 Kasım 2018, Perşembe
15:55

178.246.47.180
Slm ve saygılar sayın başbakan kozan tek başkanlık yapaca aday adayları için de sizsiniz kozan ihanet etti ama bunun geçte olsa farkında inşallah hayırlısı olur
Mail: Ozdogan518@gmail.com   
 
Mehmet Aslantürk
Adana
28 Kasım 2018, Çarşamba
03:02

178.241.150.61
Başkanım her zaman yanındayız
Mail: Pmbrtn@hotmail.com   
 
KAZIM ÖZGAN
Adana
24 Kasım 2018, Cumartesi
05:13

178.241.151.35
ilginiz için teşekkür ediyorum. Kozan Belediye başkan aday adaylığım devam ediyor.Desteklerinizi bekliyorum.Siteyi bundan sonra daha fazla ilgiyle takip ediyorum
   
 
Küçük Adam
Diğer
24 Kasım 2018, Cumartesi
05:08

178.246.116.64
Sayın Başkanım hayırlı uğurlu olsun Allah yolunuzu açık eylesin inşallah hep yanınızdayız
   
 
Kozanlı
Adana
24 Kasım 2018, Cumartesi
05:06

178.241.151.35
Sayın başkanım.Inşallah sizi tekrar kozanda belediye başkanı olarak görmek istiyoruz.eğer halk sizi istiyorsa bence istiyor.
SİZ KOZAN BELEDİYE BAŞKANIMIZSINIZ.
   
 
VELİ
Adana
12 Kasım 2018, Pazartesi
20:43

195.175.63.66
HOŞ GELDİN EFSANE BAŞKAN
   
 
auzef
Diğer
05 Kasım 2018, Pazartesi
10:07

91.93.112.63
Çok başarılı bir site tebrikler hizmette kalite süper
  Web: www.ekonomizm.com 
 
Andımız Değil...
İstanbul
23 Ekim 2018, Salı
17:42

195.175.63.66


Cumhuriyetin kuruluşu üzerinden on yıl geçmişti.

23 Nisan Çocuk Bayr*** kutlama töreninde Ankara’da öğrencilere konuşan Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip
“Size bugün şu işi veriyorum. Bayr***nız biter bitmez mekteplerinize döndüğünüz ilk günden başlayarak birinci derse girdiğiniz zaman sınıflarınızda hep birlikte ve her gün şu sözleri tekrarlayacaksınız” diyerek cebinden çıkardığı kağıdı okumaya başladı:

“Türküm, doğruyum, çalışkanım, yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu, özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”

10 Mayıs 1933 günü Milli Talim ve Terbiye heyeti kararıyla, Reşit Galip’in yazdığı ant öğrencilere okutulmak üzere okullara gönderildi.

Ama Mersinli genç doktor Reşit Galip, o güne kadar pek de büyüklerini sayan, küçüklerini koruyan, çocuklara örnek biri olm***ştı.

Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele gibi İstiklal Harbi kahramanlarının yargılandığı İstiklal Mahkemeleri’nde kürsüde oturan üç üye hakimden biriydi.
Sadece 34 yaşındaydı ve sorgular sırasında hiç de büyüklerine saygı göstermemişti.

Ülkücü bir sendikanın geri dönmesi için Danıştay’a başvurduğu, MHP’nin genel merkezine dev poster yapıp astığı andımızın yazarı, Türk milliyetçiliğinin kalbi olan Türk Ocakları’nın tasfiyesinde de başrolü oyn***ştı.

1931 yılında Türk Ocakları’nın genel kurulunda kürsüye çıkmış, Hamdullah Suphi’yi, "gençleri silahlandırarak bir Kara Gömlekliler Ordusu kurmaya çalışmakla" suçl***ş, salondan hakaretler ve defol sesleri yükselmişti.

Ama kısa bir süre sonra Türk Ocakları kapatılıp, CHP’ye katılmış, yerine kurulan Halkevleri’nin başına da o gün bütün salonunun kızdığı Reşit Galip oturtulmuştu.

1947 yılında Irkçılık- Turancılık davasında Alparslan Türkeş’le birlikte yargılanan Kırım’dan gelmiş, milliyetçi Genel Türk Tarihi profesörü Zeki Velidi Togan’ın 1931 yılında Türkiye’yi terk etmesine neden olanlardan biri de Reşit Galip’ti.

Yine 1931 yılında Türk Tarih Kongresi’nde Türk Tarih Tezi’ndeki Türklerin Orta Asya’dan kuraklık yüzünden göç ettiği iddiasına bilimsel verilerle karşı çıkan duayen tarihçi Zeki Velidi’ye cevap vermek için hiçbir tarih eğitimi alm***ş Reşit Galip kürsüye çıkmış ve şöyle demişti:

“Arkadaşlar esefle ifade edeyim ki Zeki Velidi Bey’in Darulfünün’undaki kürsünün önünde talebe olarak bulunmadığıma çok şükrediyorum... Türkiye Cumhuriyeti Darülfunun’un kürsüsü bu kadar hafif malumat ve bu kadar sakim metotlarla işgal edilecek kıymetsiz bir mevki değildir.”

Zeki Velidi, kongreden sonra Türkiye’yi terk etmiş, ancak 1940’larda tekrar ülkeye dönebilmişti.

Herhalde Danıştay’ın Andımız kararına destek verirken “kaldırılması küstahlıktı” diyen İlber Ortaylı’nın bu sözlerini hocası Halil İnalçık’ın hocası Fuad Köprülü duysa esas küstahlığın ne olduğunu ona hatırlatırdı.

Öğrenci Andı’nın kabulünden iki ay sonra Reşit Galip, Darülfünun’un kapatılıp, hocalarının kapı dışarı edildiği tasfiyeyi yönetmiş ama bununla da yetinmemişti.

Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi’nin kadrosunda kimler olduğunu yazan gazeteler bir kişinin adını fotoğrafıyla özel olarak duyurmuşlardı:

“Türk İnkılabı profesörlüğünü kabul eden Maarif Vekili Reşit Galip Bey.”

Tıp doktoru Reşit Galip, titrlerine bir yenisini eklemişti; Tarih profesörü.

Ama bu cüreti bardağı taşıran son damla olacaktı.

Ertesi gün Fuat Köprülü ve Neşet Ömer bu karara tepki göstererek üniversiteden istifa ettiler.

Dört gün sonra ise gazeteler Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in istifa haberini verdiler. Gerekçe sağlık sorunlarıydı. Haberlerin altında ise Fuat Köprülü ve Neşet Ömer’in istifalarını geri aldığı haberi yer almıştı.

Reşit Galip, istifasının ardından köşesine çekildi, hastalığı ilerledi ve Andımız’ı yazmasının üzerinden bir yıl geçmeden 41 yaşında hayatını kaybetti.

Varlığını Türk varlığına armağan etmişti ama Türk varlığına da epey zarar vererek..

Yazdığı ant ise okullarda okutulmaya devam etti.

Ta ki 1972 yılına kadar.

1972 yılında 12 Mart darbecilerinin kurduğu Ferit Melen hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Sabahattin Özbek, askeri konseye de onaylatarak andın sonuna bir paragraf daha ekletti:

“Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk ; açtığın yolda, kurduğun ülküde gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene.”

Anda Atatürklü ve Ne Mutlu Türküm Diyene’li bu paragraf eklenirken, şimdi çocuklara her sabah zorla bu cümlelerin okutulma kararını kutlayan Kemalistlerin ve bazı solcuların fikri büyükleri, 12 Mart zindanlarında işkence görmekteydiler.

Andı 12 Eylül darbecileri de hapishanelerdeki işkencelerinde kullanmışlardı.

O hapishanelerden en kötü şöhretlisi olan Mamak Cezaevi’nde yatan Oral Çalışlar, o günlerde yaşadığı bir olayı şöyle anlatmıştı:

“Mamak D Blok’ta kalırken, bir gün, görüş öncesi, cezaevi yönetimi tarafından tebliğ edilen emre göre; ‘ailelerle görüş’ öncesi, ailelerin karşısında hazır ola geçip en yüksek seslerimizle, hançeremiz yırtılırcasına bağırarak ‘Andımız’ı söyleyecektik. Bunu yapmayan tutuklu, görüş de yapamayacaktı. Daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da yapacak olan ve dönemin MHP yöneticisi olduğu için tutuklu bulunan Yaşar Okuyan ailesiyle yaptığı görüşten gözleri yaşlı döndü. “Neden? Başına neler geldi?” diye sorduğumuzda şunları anlattı: “Tel örgülerle çevrili görüş yerine gittiğimizde tel örgünün öte yanında küçük kızım ve eşim duruyorlardı. Bizi ***üren çavuş, ‘Andımız’ı okum***zı emretti. Yoksa ‘görüşme’ izni verilmeyecekti. Okudum, hançeremi yırtarcasına bağırarak okum***zı istediler. Benim bu halimi gören kızım ağlıyordu. Ona bakınca ben de gözyaşlarımı tutamadım.”

90’larda antın “Ey bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk” cümlesi, “Ey Büyük Atatürk” olarak değiştirildi.

28 Şubat’ın ardından kurulan hükümet döneminde yönetmelik değiştirilerek andın her sabah okullarda ders başlarken okunması talimatı verildi.

28 Şubatçı anlayışın devam ettiği 2000 yılında ise, partisi kapatılan eski Başbakan Necmettin Erbakan’ın siyasi hayatını tümüyle bitirmek isteyenlerin aklına 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşmada Andımız’ı eleştiren şu sözleri gelmişti:

“Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken, besmeleyle başlar. Siz geldiniz, bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, 'Türküm, doğruyum, çalışkanım.' Sen bunu söyleyince, öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı, 'Ya öyle mi, ben de Kürtüm, daha doğruyum, daha çalışkanım' deme hakkını kazandı. “

Erbakan, bu konuşması yüzünden “halkı ırk ve din farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği” suçlamasıyla bir yıl hapis cezası aldı ve bu ceza daha sonra kaldırılana kadar siyasi hayatının sonu oldu.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hocayi-yakan-sozler-39139244

Her sabah çocuklara okutulan Andımız yıllarca ayrımcı, militarist bir metin olarak eleştirildi.

Kaldırılması için ilk girişim ise 2009 yılında Mazlumder tarafından yapıldı. Mazlumder’in başvurusunu görüşen Danıştay “Öğrenci andı, yeni nesillere Türk Devleti ve milletinin ferdi olma onuru ve hazzını yaşatmaya yönelik anayasa ve yasalarda bulunan ifadelerden oluşuyor” diyerek itirazı oy birliğiyle reddetti.

Andımız ancak 2013 yılında Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı Demokratikleşme Paketi’yle kaldırıldı:

“İlkokullarda Öğrendi Andı uygulamasını kaldırıyoruz. 1933 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir genelge yayınlanmış, ilk ve orta dereceli okullarda 'andımız' uygulaması başlatılmıştı. Bu uygulama zaman zaman kaldırıldı, metin değişikliğe uğradı. 12 Mart ve 12 Eylül'de, bireysel girişimler neticesinde bu uygulama devam etti. Geçen yıl, ortaokullarda bu uygulamayı kaldırmıştık. Şimdi de, ilkokullarda bu uygulamaya son veriyoruz"

https://www.youtube.com/watch?v=61E7qiOc0Sw&app=desktop

Andımızın kaldırılmasına en sert tepkilerden birini o tarihte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli vermişti:

“Bir gün iktidardan ayrıldığın dönemde, MHP’ye iktidar nasip olursa, nerede ikamet edersen et onun 25-30 metre karşısına ’Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazmazsam, okula giden çocuklara, evinin önünde Andımız’ı okutmazsam, bunların alayının hesabını sormazsam namerdim."

Eleştirilere Başbakan Erdoğan da sert cevap vermişti:

“Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip'ti. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Ayrı Reşit Galip insanları kafa taslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur...30'larda Hitler ve Stalin gibi toplumu formatlamak için bu tür uygulamalar yapılıyordu. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocuklar içtimaya dizildiği, ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz. Bal bal demekle ağız tatlanmaz. balı yersen ağız tatlanır, Türküm demekle Türk olunmaz. Doğruyum demekle çalışkan olunmaz. İnsan ailesinden öğretmenlerinden çevresinden aldığı eğitimle bir takım değerlere sahip olur.”
2014 yılında MHP’ye yakın Türk Eğitim Sendikası’nın Andımız’ın kaldırılması kararının yürütmesinin durdurulması talebini dönemin Danıştay’ı iki karşı oya rağmen reddetmişti.

http://www.danistay.gov.tr/upload/guncelkarar/12_06_2014_082952.pdf

Ve dört yıl sonra. MHP, Bahçeli’nin ahdındaki gibi iktidar olamadı ama iktidar ortağı oldu.

Dört yıl sonra ise aynı sendikanın talebini görüşen Danıştay 8. Dairesi, daire başkanı ve bir üyenin şerhi dışında bu kez Andımız’ı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etti.

Ülkedeki iklimin, Danıştay kadrolarının değişimi hakkında da fikir veren kararın “Öğrenci andının kaldırılması, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklıdır” gibi tuhaf bir gerekçesi de var.

Halbuki, dört yıl önce Andımız’la ilgili yürütmeyi durdurma kararını reddetmiş Danıştay, önce kendisi dört yıl sonra bu iptal kararı vermesinin bilimsel gerekçesini açıklamalıydı. Tabii laboratuvar koşullarında bulabilirlerse...

Milyonlarca ailenin itiraz ettiği bir andı her sabah zorla başkalarının çocuklarına okutmaktan ideolojik haz duyanların bu ülkedeki fikir özgürlüğü, hukuk, demokrasi sorunlarına çare olmasını herhalde kimse beklemiyordur.

Devletin zorunlu din dersi gibi zorlamalarına itiraz edenlerin, zorunlu andı alkışlaması da ülkedeki aşiretçi siyasi ahlaksızlığın başka tezahürlerinden biri.

Ama herhalde daha da mühimi, yazarından, ekleme yapan, işkence de kullanan darbecisine kadar kötü hatıraları depreştiren, okundukça tam tersine toplumun bir kesiminin aidiyet hislerini yaralayan böyle bir andı ısrarla tatlı çocukluk hatırası olarak dayatmak ve ondan “Andımız” diye bahsetmek...

Hayır bu bizim andımız değil, ama zannettiğiniz gibi sizin andınız da değil.
   
 
DELİLER
Adana
17 Temmuz 2017, Pazartesi
18:30

195.175.63.66
15 Temmuz’daki hain darbe girişiminin birinci yıldönümünde şehitlerimizi ve gazilerimizi onlarında isteyeceği şekilde büyük bir katılım ile icra ettik.

En büyük korkum rehavete kapılıp katılımcı sayısının yeteri kadar olmamasıydı. Halkımız kendi yazdığı destana tekrar sahip çıkarak o yürüdüğü yollara tekrar çıktı. Sokaklara çıkmasının bir rastlantı olmadığını memleketin 365 gününe sahip çıktığını bir kez daha gösterdi.

***

Bu yüce millet anma törenlerinde o kadar büyük bir Osmanlı tokadı attı ki duymak ve görmek istemeyenler artık görüyor ve duyuyorlar.

Osmanlı tokadının mucidi dönemin en cesur süvarileri olan delilerdi. Ordunun en cesur askerlerinden seçilir ve savaşta en ön safta yer alırlardı. Ellerini mermerde çalışarak geliştirir ve attıkları tek tokatla düşmanı öldürebilirlerdi.

Osmanlı ordusunda düşmana ilk dalan bu grubu görenler, önce sarsılır ve büyük korku duyarlardı.

Ortaçağ döneminde Avrupalılar bu Osmanlı askerlerinin üstün güçlere sahip olduklarını inanırlardı. Cesaretleri ve güçleri gerçekten inanılmaz bir boyutta idi.

Onların torunları aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra bu sefer emperyalistlerin uşaklarının kullandıkları tanklara yine çıplak elleri ile daldılar. Dalanların sayısı yalnızca önde giden evlatlar değildi herbiri vatan sevdalısı deliler idi. Uçakla vurdular, helikopterle vurdular, tankla vurdular, makineli tüfekle taradılar ama milletin o deli yüreğine korku salamadılar.

Öndeki arkadaşının düştüğü gören diğeri öne atıldı o düştü arkadan gelen bacım öne sıçradı. Onların mermisi bitti benim halkımın deli yüreğindeki cesaret tükenmedi.

15 Temmuz’a kontrollü darbe diyenlere en güzel cevabı bu halk hep meydanda verdi.

Ben siyasetten çok anlamam ama işim gereği halkımızla çok zaman geçirdiğim için neden hoşlanıp hoşlanmadığını bilirim. Bu toplumun sosyolojisinde boyun eğmek asla yok. Kendisine biçilen kefenleri ve hesapları yırtıp atmayı özellikle seviyor.

Ama siyasetçi olup bu halkın sosyolojisinden uzak yüzlerce insan var. Seçim zamanı makarnaya oyu sattı dediğiniz halka, bu sefer yaptıkları karşısında ne demeyi düşünüyorsunuz. Gövdesi ile tanka karşı duran bu halka bu sefer nasıl bir ödeme aldığını söyleyeceksiniz.

Bu lafı söyleyenlere bir teklifim var siz ne ödendiğini düşünüyorsanız biz ar***zda para toplayıp yüz mislini vereceğiz. Ve sizden aynısını değil on da birini yapmanızı isteyeceğiz. Teklife evet diyen bir adım öne çıksın.

Bazılarınız değişik bir taktik bulmuş olmalı ki bu sefer halka değil liderine saldırmayı uygun görmüşsünüz. O saldırdığınız lidere kontrollü darbe yaptı diye suçlayarak ayrı bir fitne yaratmaya çalıştığınızı herkes biliyor. Halkımız yapılanı bildiği içinde parti gözetmeksizin Cumhurbaşkanının önünde vücudunu siper ediyor. Siz vurdukça halkın liderine sevgisi daha fazla artıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı darbe girişimini öğrendi ilk anda abdestini alıyor namazını kılıyor. Tıraşını oluyor, kravatını takıyor. Aynı bir komutanın yaptığı gibi sefer hazırlığını yapıyor. Ne bir korku ne bir telaş. Siz bunu darbenin kontrollü olduğunu biliyor o yüzden rahattı diye yorumluyorsunuz. Bizler kadere iman olarak algılıyoruz. O yüzden de kadere inanan bir insanı ölümle korkutamazsınız diyoruz.

Hep sayın Cumhurbaşkanından bahsettik ama anlatmayı unuttuğumuz bir kişi daha var. Sayın Emine Erdoğan, o hain gecede eşinin yanından ayrılmayan ayrı bir kahraman. Darbenin öğrenildiği andan itibaren oturmadan eşinin yanında destek olan koca yürekli bir kadın. Boşu boşuna söylememişler “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır “ diye.

Yaşadıklarımızı unutmadan unutturmadan daha güzel günlerde bu anma törenlerini milletimizin görmesini Allah nasip etsin. Kadınlarımıza bir görev daha düşüyor o geceyi evlatlarınıza her gece anlatınki hain kimdir ne demektir erkenden öğrensinler.

Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum

Hain gezen şu dağlarda gez oğlum

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum.!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Tarihini şerefinle yaz oğlum

Yaz oğlum.!

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum.!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Söz ver bana geç karşıma söz oğlum.!

Esat Kabaklı’nın “Bil oğlum” şiirinden bir alıntıyla bitirmek istedim. Bir tek eklemem, oğlum yerine kadınlarımızı da kapsayan son söz olacak.

Söz ver bana geç karşıma söz evladım! Olsun...
   
 

Toplam Kayıt Sayısı: 695 Toplam Sayfa Sayısı: 70
1. 2. 3. 4. 5. . . . 68. 69. 70. [»] [»»] 

Ödüller  |  Fotoğraflar  |  Video  |  Konuk Defteri  |  Haberler
 Mimar Kazım Özgan Kişisel Web Sitesi   © 2007-2015 Tüm hakkı saklıdır.       E-Posta: kazimozgan@kazimozgan.com Site Tasarım & Yazılım: