Anasayfa
        Biyografi
        Özgeçmiş
        Ödüller
        Konuk Defteri
 

Kozan Belediyesi
Kozan Haber Gazetesi
Ahmet Emre Bilgili
Sivas Belediyesi
Beyoğlu Belediyesi
KOZVAK
Kozan Devlet Hastanesi
Turizm Gazetesi

 
 
 Aktif Ziyaretçi 3
 Bugün 40
 Toplam 2043130
 Ip 54.156.37.174
 
KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Changir
Diğer
11 Şubat 2018, Pazar
06:51

95.15.84.229
Şehitlerimiz varken neden Kozan'da havai fişek atılmasına izin veriliyor?
Çok mu zor bunları engellemek duyarlılık bekliyoruz yetkililerden.
   
 
Erdoğan diktatör olsaydı ne yapardı?
Adana
01 Kasım 2017, Çarşamba
16:30

85.99.159.53
CHP sözcüsü Bülent Tezcan, "Recep Tayyip Erdoğan, faşist diktatördür. Hem de onların anladığı dilden söylüyorum. Diktatörün şeddelisidir" demiş!

Çok enteresan!

13 yıl boyunca söylenmeyeni söylüyor CHP! Yani bugüne kadar hiç söylenmemiş bir şey bu söylenen!

Tebrik ediyorum!

Bu söylemi devam ettirmeleri durumunda, bir sonraki seçimde iktidara gelmeleri kesin! Sonuçta oy alamadıkları insanların tam da duymak istedikleri sözler bunlar!

Erdoğan'ın bir çağrısıyla sokaklara dökülen, tankına topuna silahına aldırmadan ölüme yürüyen insanlar, Erdoğan'dan vazgeçmek için böyle bir söylem bekliyordu zaten!

Rahmetlik Albert Einstein, "Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek aptallıktır" diyor ya hani! "Herhalde CHP'lileri tarif etmiştir" diye düşünüyorum bu söylemleri duyunca...

"Muhtar bile olamaz" diye diye Başbakan yaptılar. "Diktatör" diye diye Cumhurbaşkanı yaptılar. "Şeddeli faşist diktatör" dediklerine göre "Başkan" yapmaya karar vermişler demektir!

CHP'liler parti içinde bir aşı kampanyası başlatsa iyi olacak.

Vallahi de billahi de şaka yapmıyorum. Bu hal, hal değil. Bütün çaba ve gayretlerine rağmen Erdoğan'ı devirememek, hepsinde bir kudurukluğa neden olmuş gibi görünüyor. En akıllısı bile Erdoğan'ın adı geçince çemkire çemkire, böğüre böğüre hakaretlere başlıyor.

Çıban başı kadar beyni olan herkes, "Faşist diktatör" şeklindeki bir hakaret sözünün, Erdoğan'ı seven ve seçen milletin zoruna gittiğini idrak eder.

Tekirdağ'da, halka açık bir meydanda ve gazetecilerin önünde "Erdoğan faşist diktatördür" diyorsan, aslında tüm dünyaya özgürlük resitali sunuyorsun demektir. "Erdoğan diktatör değil" diye haykırıyorsun demektir.

Dünyanın, Türkiye dışındaki herhangi bir ülkesinde böyle bir konuşma yapan adama düşük seviyeli tantanacı muamelesi yaparlar.

Ama bizde, Erdoğan nefretiyle yanıp kavrulan belli bir grup, bu düşük seviyeli tantanacıları Erdoğan'ı devirmek için umut olarak görüyor.

Diktatör dedikleri adam nasıl bir diktatörse, otel odasında kendisini ve ailesini katletmeye gelen darbeci teröristleri bir kuytuda itlaf etmek yerine, yargı karşısına çıkartıyor.

Nasıl bir diktatörse, Suriye'den, Irak'tan kaçan 3 milyon mazlum onun ülkesine sığınıyor.

Öyle bir diktatör ki dünyayı karış karış dolaşıyor, "Benim vatandaşlarıma vizesiz seyahat hakkı verin" diyerek onlara diktatörlükten kaçış imkanı sağlıyor!

Öyle bir diktatör ki Arakan'dan Somali'ye, Güney Afrika'dan Filistin'e varıncaya kadar, zulmün tezgahından geçen herkesin imdadına yetişiyor.

Eğer diktatörlükten kasıt zalimlikse, Erdoğan kendisinden da zayıf olan kurban grubuna da bugüne kadar zulmetmedi.

Aksine, ülkeyi babasının malı gibi gören, mazlumu ezerken demokrasi, inançlıyı ezerken özgürlük teraneleri okuyan sizin gibi zalim oğlu zalimlere kafa tuttu, meydan okudu.

Kıçı sıkışınca, "Ordu Göreve" diyen sizin gibi postal yalayıcıları durdurdu, "Bin yıl sürecek" dediğiniz 28 Şubat zulmünü sona erdirdi, başörtüsü ve katsayı yasağını kaldırdı. Sizin arkasında ölürcesine durduğunuz e muhtıracılara, 17/25 Aralık cuntacılarına ve Gezi'ci iblislere direndi.

17 Aralık sonrası desteğinizi esirgemediğiniz, haşhaşiler krallığının böcek suratlı efendisi Fetö'nün, 15 Temmuz darbe girişimine direndi.

Dellenmeniz bundan, çıldırmanız, bundan. "Bu darbe bir tiyatroydu" demeniz bundan, kudurmanız bundan....

On kez söyledim, bin kez daha söyleyeceğim:

15 yılda girdiği her seçimden ezici üstünlükle çıkması, bir ad***n "diktatör" olduğuna delalet etmez. Aksine, o adama karşı tek galibiyet alamayan sizin gibi siyasetçilerin başarısız, vasıfsız ve ezik olduğuna işaret eder.

Siz bayılmayla ölmeyi karıştırmışsınız kuzum!

Diktatörler, hele hele sizin deyiminizle "şeddeli faşist diktatörler" ne yapar biliyor musunuz?

Mezarlıkta içki içeni şişeye oturturlar. 2 trilyonluk telefon faturasını millete kilitleyeni ciyak ciyak öttürürler! PKK'ya ve Fetö'ye destek vereni, YPG'li teröristin cenazesinde ağlayanı kevgire çevirirler. Almanya uşaklığı yapanı, ülkesini ona buna şikayet edeni yaşatmazlar. "Diktatör" diyeni, ibreti alem için meydanda yağlı kazığa oturturlar.

Bunları yapmayan birine ısrar ve inatla "Şeddeli faşist diktatör" diyorsanız, bu millet de dönüp size"Hass...tir oradan" çok "şeddeli" hakaret eder!

Neticede Erdoğan sevdalıları iyi bilir ki, arkasından kırk köpeği havlatmayan kurda bu topraklarda kurt demezler!
   
 
İyi Parti
Diğer
30 Ekim 2017, Pazartesi
17:20

195.175.63.66
yi parti ile eleştiride bulunanca, "İyi Parti'den çok korkuyorsunuz. Hadi itiraf edin, korkmasanız yazmazdınız" diyenler oldu.
Yok anacım, o iş öyle değil...
Biz, Muhsin Yazıcıoğlu suikastinin şüphelisi olanların partiye alınmasına itiraz ettik.
17/25 Aralık sonrası bile Fetö terör örgütünü aleni bir şekilde öven ve destekleyen Durmuş Yılmaz gibi isimleri eleştirdik.
"Benim bildiğim İyi Parti'yi Fetö kurdurdu" dediği partinin kuruluşunda yer alan Koray Aydın gibileri deşifre ettik.
Kısacası, eli ve ağzı kanlı köpeklerle eş konuşma yapanlar ve aynı paralelde hareket edenler kanımıza dokunduğu için yazdık..
Sakin kalmak için, içimizde birikmiş öfkeyi dışa vurmak için yazdık.
Yazdık diye kendinizi nimetten saymayın yani!

BİR SORU
İyİ Parti'nin kurulduğu hafta, Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Ben erken seçim istiyorum" demesi sizce ne anlama geliyor.
   
 
VATAN ANLAYIŞI OLMAYAN ÖRGÜT
Adana
17 Eylül 2017, Pazar
19:40

95.7.10.122
    Yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Erbaş yazısında, ''15 Temmuz gecesi çıldırmış ve cinnet geçirmiş örgüt mensuplarının, elinde bayraktan başka bir şey olmayan masum insanların üzerine, ülkenin meclisine ve devletin en önemli müesseselerine gözlerini kırpmadan ölüm yağdırarak, yabancı ülkeler ve o ülkelerin istihbaratlarıyla işbirliği yaparak kendi kardeşlerine, kendi vatanına, kendi değerlerine ihanet etmek milletimizin binlerce yıllık şanlı tarihinde görülmüş bir şey değildir. Burada “kendi vatanına”, “kendi değerlerine” gibi ifadeleri kullandık ama bu örgütün mensuplarında aile bağı, millet bağı, ümmet bağı ve bir vatan anlayışının olmadığı, kendilerinin dünya vatandaşı olduklarını ifade ettikleri ve hatta Türkiye’yi, organize oldukları diğer 160 ülkeden birisi olarak gördükleri gibi iddialar da vardır. Bu açıdan bakıldığında bu örgütün mehdi/mesih inancının yanında Hıristiyanlık içinde ortaya çıkmış Yahova Şahitlerinden etkilendikleri de söylenebilir. Zira 1830’lu yıllarda ortaya çıkan ve bugün dünya üzerinde milyonlarca bağlısı bulunan Yahova Şahitlerinde vatan, bayrak, askerlik vb. değerler bulunmamaktadır.

Bu örgütün tarihi süreç içerisinde ortaya çıkan mehdi/mesih hareketlerinden farkı ''dine hizmet'' iddiasıyla ortaya çıkmış olmasına rağmen zaman içerisinde dinin en temel ilkelerine taban tabana zıt anlayışlar içerisine girerek hedefe ulaşmak için her yolu mübah görmesi hususudur. Şia’da takiyye denilen anlayışı en acımasız şekilde kullanmak ve giderek dinin en büyük haramlardan birisi olarak tanımladığı yalancılığı normal bir davranış haline getirmek, bunun fetvasını da mehdi/mesih olduğunu iddia eden kimselerde bulunan özellikleri üzerinde taşıdığına inanılan, hatta daha da ileri giderek verdiği her emri Hz. Peygamber’e danışarak verdiği kabul edilen örgüt liderinden aldıklarını ifade etmek, yaptıkları “sır kapısı” isimli dizilerle İslam’ın inanç esaslarına uymayan pek çok hususu zihinlere yerleştirmeye çalışmak bu hareketin ilk anda akla gelen tutum ve davranışlarındandır. “Hizmet hareketi” ile bir altın nesil yetiştireceği sanılan örgüt bünyesinde gizlilik içerisinde ajanlık, röntgencilik, casusluk, kimliğini ve kişiliğini gizleme, tecessüs, iki farklı karakter taşıyarak bukalemun gibi yaşamak, dinin direği olan namazı bile hiç kılmıyormuş gibi davranabilmek, bile bile tesettüre riayet etmemek, hep bir gizlilik, hep bir korku, sürekli bir tedirginlik ile kendileri olamayan bir kişilik tipi oluşmasına zemin hazırlama vs. hususlar hiçbir şekilde dinin ilkelerine uyan şeyler değildir. Sadece peygamberlere has olan masumiyet karinesinin, bağlılarınca örgüt liderine de has kılınmış olması onun emir ve söylemlerinin hiç bir şekilde sorgulanmasına izin vermemekte, bu yüzden de akla hayale gelmedik yanlış yollara tevessül etmektedirler.''
   
 
DELİLER
Adana
17 Temmuz 2017, Pazartesi
18:30

195.175.63.66
15 Temmuz’daki hain darbe girişiminin birinci yıldönümünde şehitlerimizi ve gazilerimizi onlarında isteyeceği şekilde büyük bir katılım ile icra ettik.

En büyük korkum rehavete kapılıp katılımcı sayısının yeteri kadar olmamasıydı. Halkımız kendi yazdığı destana tekrar sahip çıkarak o yürüdüğü yollara tekrar çıktı. Sokaklara çıkmasının bir rastlantı olmadığını memleketin 365 gününe sahip çıktığını bir kez daha gösterdi.

***

Bu yüce millet anma törenlerinde o kadar büyük bir Osmanlı tokadı attı ki duymak ve görmek istemeyenler artık görüyor ve duyuyorlar.

Osmanlı tokadının mucidi dönemin en cesur süvarileri olan delilerdi. Ordunun en cesur askerlerinden seçilir ve savaşta en ön safta yer alırlardı. Ellerini mermerde çalışarak geliştirir ve attıkları tek tokatla düşmanı öldürebilirlerdi.

Osmanlı ordusunda düşmana ilk dalan bu grubu görenler, önce sarsılır ve büyük korku duyarlardı.

Ortaçağ döneminde Avrupalılar bu Osmanlı askerlerinin üstün güçlere sahip olduklarını inanırlardı. Cesaretleri ve güçleri gerçekten inanılmaz bir boyutta idi.

Onların torunları aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra bu sefer emperyalistlerin uşaklarının kullandıkları tanklara yine çıplak elleri ile daldılar. Dalanların sayısı yalnızca önde giden evlatlar değildi herbiri vatan sevdalısı deliler idi. Uçakla vurdular, helikopterle vurdular, tankla vurdular, makineli tüfekle taradılar ama milletin o deli yüreğine korku salamadılar.

Öndeki arkadaşının düştüğü gören diğeri öne atıldı o düştü arkadan gelen bacım öne sıçradı. Onların mermisi bitti benim halkımın deli yüreğindeki cesaret tükenmedi.

15 Temmuz’a kontrollü darbe diyenlere en güzel cevabı bu halk hep meydanda verdi.

Ben siyasetten çok anlamam ama işim gereği halkımızla çok zaman geçirdiğim için neden hoşlanıp hoşlanmadığını bilirim. Bu toplumun sosyolojisinde boyun eğmek asla yok. Kendisine biçilen kefenleri ve hesapları yırtıp atmayı özellikle seviyor.

Ama siyasetçi olup bu halkın sosyolojisinden uzak yüzlerce insan var. Seçim zamanı makarnaya oyu sattı dediğiniz halka, bu sefer yaptıkları karşısında ne demeyi düşünüyorsunuz. Gövdesi ile tanka karşı duran bu halka bu sefer nasıl bir ödeme aldığını söyleyeceksiniz.

Bu lafı söyleyenlere bir teklifim var siz ne ödendiğini düşünüyorsanız biz ar***zda para toplayıp yüz mislini vereceğiz. Ve sizden aynısını değil on da birini yapmanızı isteyeceğiz. Teklife evet diyen bir adım öne çıksın.

Bazılarınız değişik bir taktik bulmuş olmalı ki bu sefer halka değil liderine saldırmayı uygun görmüşsünüz. O saldırdığınız lidere kontrollü darbe yaptı diye suçlayarak ayrı bir fitne yaratmaya çalıştığınızı herkes biliyor. Halkımız yapılanı bildiği içinde parti gözetmeksizin Cumhurbaşkanının önünde vücudunu siper ediyor. Siz vurdukça halkın liderine sevgisi daha fazla artıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı darbe girişimini öğrendi ilk anda abdestini alıyor namazını kılıyor. Tıraşını oluyor, kravatını takıyor. Aynı bir komutanın yaptığı gibi sefer hazırlığını yapıyor. Ne bir korku ne bir telaş. Siz bunu darbenin kontrollü olduğunu biliyor o yüzden rahattı diye yorumluyorsunuz. Bizler kadere iman olarak algılıyoruz. O yüzden de kadere inanan bir insanı ölümle korkutamazsınız diyoruz.

Hep sayın Cumhurbaşkanından bahsettik ama anlatmayı unuttuğumuz bir kişi daha var. Sayın Emine Erdoğan, o hain gecede eşinin yanından ayrılmayan ayrı bir kahraman. Darbenin öğrenildiği andan itibaren oturmadan eşinin yanında destek olan koca yürekli bir kadın. Boşu boşuna söylememişler “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır “ diye.

Yaşadıklarımızı unutmadan unutturmadan daha güzel günlerde bu anma törenlerini milletimizin görmesini Allah nasip etsin. Kadınlarımıza bir görev daha düşüyor o geceyi evlatlarınıza her gece anlatınki hain kimdir ne demektir erkenden öğrensinler.

Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum

Hain gezen şu dağlarda gez oğlum

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum.!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Tarihini şerefinle yaz oğlum

Yaz oğlum.!

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum.!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Söz ver bana geç karşıma söz oğlum.!

Esat Kabaklı’nın “Bil oğlum” şiirinden bir alıntıyla bitirmek istedim. Bir tek eklemem, oğlum yerine kadınlarımızı da kapsayan son söz olacak.

Söz ver bana geç karşıma söz evladım! Olsun...
   
 
B Planı
Adana
14 Temmuz 2017, Cuma
01:19

195.175.63.66
15 Temmuz’un sadece B planı değil, C planı da vardı... C planının yürürlüğe girmesi, A ve B planlarının akim kalmasına bağlıydı...

Öyle oldu.

Şu an, C planı yürürlükte ve bunun uygulayıcıları da, ne yazık ki, bir kısım CHP’liler...

Neden “bir kısım” dediğimi birazdan açıklayacağım.

Önce B planına bakalım:

Birtakım çevrelerin, “Böyle acemice darbe olur mu? Adamlar küçük bir hareketle armut gibi yakalandılar” dediği 15 Temmuz, son derece ince düşünülmüş, bütün “detayları” hesaplanmış ve benzerlerinin yanında “planlama şaheseri” gibi duran bir girişimdi.

Düşünebiliyor musunuz?

17/25Aralık girişiminden sonra neredeyse “operasyonel” gücünü kaybetmiş, bütün legal görünümlü birimleri ve yayın mecraları dağıtılmış, MGK’nın tehdit listesinde yer alan örgüt, o haliyle bir de darbeye kalkışıyor.

Üstelik üzerinden atamadığı “olağan şüpheli” kimliğine rağmen...

Demek ki, 17/25 Aralık tasfiyelerinden sonra bile güçlerini muhafaza etmişler.

Darbenin “zaruretten” öne alınması, 15 Temmuz’un en ince detayına kadar düşünülmüş başarılı bir girişim olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Her detayı düşündüler ama bir noktayı atladılar...

Bundan önceki darbelerde halk, kendi meşruiyetiyle gelen ve bir şekilde “devlet” olan otoriteye (yani darbecilere) teslim oldu. Devletle (“devlet” yerine geçen “erk”le) çatışmamayı tercih etti. Kendi elleriyle seçtikleri Başbakan darağacına yollandığı halde, bir mantar tabancası bile patlatmadı.

Bu nedenle, darbeciler, 15 Temmuz’da hesaplarını “halkın direnmeyeceği” kabulü üzerine yaptılar.

Fetullah Gülen’in bile bu yönde beyanları vardır: “Bu halk direnmez.”

Her detayı en ince noktasına kadar düşünen darbeciler, Erdoğan unsurunu hesaba katmadılar.

Halk, Erdoğan’dan aldığı işaretle sokağa çıktı ve darbeyi püskürttü.

Kurgu bozuldu.

Darbede ilk hedef, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ölü ele geçirmek, cesedini bir çöplüğe atmaktı. (Kurtuluşumuzu, “bize çok acılar çektirecek bir oldubittiye” bağlayan Fetullah’ın şişme liberali, darbeden önce, “Erdoğan’ı öldürecekler, cesedini de bir çöplüğe atacaklar” diyordu.)

Erdoğan “ölü” ele geçirilseydi, “B planı” devreye girecekti.

Fetullah’ın uyuyan hücreleri, duruma el koyacak, yani “darbe içinde darbe yaparak” hem bizi Cumhurbaşkanı’nı katletmiş çapulculardan kurtaracak, hem de kendi darbelerini alkışlatacaklardı. Kuracakları “yeni düzen” için de onayımızı almış olacaklardı. (Rız***z çerçevesinde, ayrıca, Türkiye’yi işgale hazırlayacaklardı. Kardeş kavgası bitsin diye, yabancıların müdahalesine rıza gösterecektik.)

B planı çökünce, devreye, otomatikman, defans ihtiyacından kaynaklanan C planı girdi.

Bir kısım CHP’lilerin seslendirdiği “kontrollü darbe”, “Asıl darbe 20 Temmuz’da yapıldı” ve “Türkiye’de adalet yok” iddiaları bu planın temalarını oluşturuyor.

Burada amaç, hem 15 Temmuz’un yarattığı tahribatı gizlemek, hem de darbeye iştirak edenleri (ve devletten tasfiye edilmiş FET֒cüleri) “mağdur” göstererek, istikbaldeki “girişime” uluslararası meşruiyet oluşturmak.

Bu çalışmaları “Fetullah’ın arkabahçe elemanları” işlevi gören bir kısım CHP’liler yürütüyor: Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu, Eren Erdem, Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal...

Bu isimler, 15 yıl öncesine kadar CHP camiası tarafından bilinmiyordu.

Daha doğrusu, hiçbiri, “klasik CHP’li” olarak tanınmıyordu.

Birdenbire zuhur ettiler.

Hepsinin de mutlaka FET֒yle bir hikâyesi, bir irtibatı, bir alışverişi var.

Klasik CHP’liler, bir gün, “Bunlar da nerden çıktı?” diye soracaktır... Nerden çıktılar ve ne ara Atatürk’ün partisi CHP’yi FET֒nün stepnesi haline getirdiler?

C Planı akim kalsın...

Bu soru da mutlaka sorulacaktı!
   
 
Neden Maltepe Cezaevi?
Adana
28 Haziran 2017, Çarşamba
18:43

195.175.63.66
Kemal Kılıçdaroğlu, önceki gün "Enis Berberoğlu tutuklanmadan önce, kendisi için Maltepe Cezaevi'nde 3 ayrı yer hazırlatıldı" iddiasında bulundu.

CHP liderini dinlerken, içimde tiksintiyle karışık bir öfkenin kabardığını hissettim.

Bu ad***n niyetinin, Türkiye'yi bir iç savaşa sürüklemek olduğundan artık eminim!

Neden emin olduğumu, meseleyi başından itibaren anlatarak açıklayayım.

Belki bazı yerlerde tekrara düşeceğim ama ziyanı yok. En azından meselenin başını kaçıranlar büyük resmin parçalarını daha iyi birleştirmiş olur.

Enis Berberoğlu'nun yargılandığı davada ceza alacağını tüm Türkiye gibi, son duruşmaya katılan CHP'li milletvekilleri de biliyordu. Ancak hiç kimse, karar açıklanır açıklanmaz tutuklama kararı çıkacağını beklemiyordu.

Mahkeme, Yargıtay aşamasını beklemeye gerek görmeden Berberoğlu hakkında tutuklama kararı verdi ve kendisini Maltepe Cezaevi'ne gönderdi.

Herkes bu şok edici kararı tartışırken, hiç kimsenin aklına, "Neden Maltepe Cezaevi?" sorusunu sormak gelmedi.

Öyle ya!..

Fetö'ye bağlı bütün tutuklular Silivri Cezaevi'nde yatıyor. Maltepe Cezaevi'ne ilk defa Fetö suçundan bir tutuklu gönderildi.

Neden, neden, neden?

O günden beri bu soruyu sorup durdum. Ve nihayet, günlerce zihnimde dönüp duran düşünce karmaşasını sonlandıracak cevaba dün ulaştım.

Sizinle de paylaşayım.

Enis Berberoğlu'nun Maltepe Cezaevi'ne gönderilmesini, karar duruşmasını izleyen CHP'li milletvekilleri bizzat istedi. Mahkeme de tuhaf bir karar alarak bu isteği yerine getirdi ve Berberoğlu Maltepe Cezaevi'ne gönderildi.

Bu bilgi kesin ve net!

Şimdi ortada cevabı aranan iki soru var. CHP milletvekilleri neden özellikle Maltepe Cezaevi'ni istedi ve Kemal Kılıçdaroğlu bunu bile bile neden yalan söyledi?

Madde madde anlatayım.

1- CHP lideri Berberoğlu hakkında çıkacak kararı, karardan önce haber aldığı için İstanbul'a yürümeyi çok önceden planl***ştı.

2- Kılıçdaroğlu ile kendisiyle birlikte yürüyen kalabalığın, Şehitler Köprüsü'nden yaya olarak geçip Silivri'ye ulaşmalarına devlet hiç bir şartta izin vermeyecek, yürüyüş yarıda kalacaktı. Bu nedenle, yürüyüşün amacına ulaşması için Berberoğlu'nun İstanbul içinde bir hapishanede kalması gerekiyordu.

3- Yarıda kalmasa bile, Silivri konum olarak İstanbul'un merkezi sınırlarının dışında kaldığı için, katılım az olacak ve yapılacak eylem güdük kalacaktı.

4- Eylemin başarıya ulaşması ve beklenen kargaşanın yaşanabilmesi için, CHP'li belediyelerin hakim olduğu bir bölge seçilmesi gerekiyordu.

5- Bunun için en uygun yer Maltepe'ydi. Adalet Yürüyüşü yapanlar Pendik sınırına ulaştığında, CHP'li Kartal, Maltepe ve Kadıköy Belediyeleri ile teşkilatları korteje katılacak.

6- Sadece CHP'li belediyeler ve teşkilatlar değil. Gülsuyu, Gülensu, Okmeydanı, Gazi ve Kadıköy bölgelerindeki DHKP-C ve PKK'lı teröristler de korteje katılacak. Böylece hem sayının bir milyon sınırına ulaşması sağlanacak, hem de teröristlerin provokasyonları sayesinde ikinci Gezi ayaklanması resmen hayata geçirilecek.

7- Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a ulaşmayı hedeflediği tarih 9 veya 10 Temmuz. Ayın 11'inde ise 15 Temmuz haftası başlayacak, halk sokaklarda ve meydanlarda olacak. Kısacası iç savaşı aratmayacak bir çatışma için en uygun tarih!..

Bakın arkadaşlar!

Ta en başından itibaren söylüyorum. Bu yürüyüş adalet için yapılmıyor. Adı adalet olan bu yürüyüşün amacı teröre, teröriste darbeciye, haine, destek vermektir. Bu yürüyüşün amacı, Erdoğan'ı devirmek adına ortalığı cehenneme çevirmektir.

Bunu ben değil, "Her Firavun'un bir Musa'sı vardır" diyerek yürüyüşe başlayan Kemal Kılıçdaroğlu'nun bizzat kendisi söylüyor! Bu sözler, "Ben, seni devirebilmek umudu ve amacıyla yola çıkıyorum" anl*** taşıyor.

Bunu başarabileceğine inandığımı sanmayın!

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugüne kadar pek çok planına tanıklık ettik. Gerçi henüz harika bir plana imza attığına da şahit olmadık. Ancak yaptığı planlar bugüne dek pek çok kişinin canını yaktı. Bu son ahmakça plan yüzünden masum canlar yanmadan harekete geçmek gerekiyor.

İstanbul polisi, bir taşkınlık yaşanması durumunda bir iki saat içinde kalabalığı dağıtabilecek güç ve kudrete sahip. Mesele müdahale etmek veya dağıtmak değil. Müdahaleden sonra, dağılan grubun içindeki terörist zihniyetli provokatörlerin, yağma gibi, yıkım gibi işlere kalkışıp halkı galeyana getirecek olmasından ve yaşanacak karşılıklı çatışmalardan endişe ediliyor.

Böyle bir olay yaşanması durumunda masum siviller beklenmedik zararlar görebilir ve hatta kan akabilir.

Konuşma şansı bulduğum bazı bölge emniyet müdürleri, benzer istihbaratlar aldıklarını söylüyor.

Bu durumun önüne geçmenin tek yolu, Enis Berberoğlu'nun İstanbul dışındaki bir cezaevine nakledilmesi... Sakarya L Tipi Cezaevi şu anda bu durum için en uygun adres olarak görünüyor.

Ya da Bolu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu...

Nice zamandır yargıda yaşanan rezaletleri sadece izlemekle yetinen Adalet Bakanlığı, umarım bu kez harekete geçer ve bir an önce gereğini yapar
  Web: conkbayiriicom 
 
Ne ADALET'i
Adana
25 Haziran 2017, Pazar
04:02

35.186.190.126
Kemal Bey, bu tür atraksiyonlarla Fetö'cüleri kurtaramayacağını bilmeyecek adam değildir. Avrupa öyle istediği

için yürüyor.
Peki bu atraksiyon Kemal Bey'i iktidara getirir mi?
Getirmez. Hiçkimse bunlara "yürüdüler" diye oy vermez.
"Tayyip nefretiyle" verir, solculuk sanarak verir, bürokrasi "saltanat elden gitti" diye ağlayarak verir, Aleviler

"Sünni korkusuyla" verirler ama yürüdüler diye değil.
Amaç da zaten iktidara gelmek değil, bir yandan Avrupa'yı memnun ederken bir yandan da "parti içi iktidarı"

sağlama almak.
En keskin görünen muhalifler biryerlerin belediye başkanlığına, olmadı il başkanlıklarına tav olurlar, mesele

kalmaz. Olan da Emine Ülker Tarhan gibi, Selin Sayek Böke gibi Kemal Bey'in "suya ***ürüp susuz getireceği"

hanımlara olur...
O Kemal Bey ki sabah ak dediğine akşam kara demekten, göz göre göre yalan konuşmaktan çekinmeyen,

"cahil cesaretiyle" atıp tutmaktan fütur getirmeyen, birilerini harcarken gözünü kırpmayan adamdır, hiç tınmaz.
CHP, "gayrımeşru" ilan ettiği anayasaya göre yapılacak seçimlere katılmaktan da utanmayacaktır.
Kemal Bey pişkindir.
Kemal Bey, cumhurbaşkanlığına adaylığını koyup da kaybedince yeni bir parti içi mücadeleye girişecek kadar

saf da değildir...
Ya Deniz Baykal'ı aday gösterip seçim yenilgisiyle büsbütün susturmayı deneyecek...
Ya İlker Başbuğ'u öne sürüp bürokrat oylarını isteyecek ve ad*** Çevik Bir'den beter, bu işlere girdiğine bin

pişman edecek...
Ya da bir umut İlhan Kesici gibi, hatta Meral Akşener gibi gene "sağı gıdıklayacak" bir aday gösterip abesle

iştigal edecektir.
(Kesici, Hüsamettin Cindoruk'un adayı mı yoksa?) Yürüyüş boyunca ara ara boy gösterip kaybolan "fosilleşmiş

solcuların" toplumda hiçbir karşılıkları da ağırlıkları da yoktur. Onların dertleri gazetelerde adlarının geçmesini,

resimlerinin çıkmasını sağlamaktır.
Öyle ya da böyle, mağlup bu yolda galip sayılacaktır bazı kesimlerde!
Yani Kemal Bey, dön dolaş gene 100 küsur kişiyle gireceği mecliste ana muhalefet liderliğini sürdürecektir.
Bu onun için yeterlidir.
Amigo basın da gene bir süre "bu adamla olmuyor bu iş" diye ağlayıp sızladıktan sonra aynı "yenilenme ve

atılım" teranelerine geri döner, gittiği kadar öyle ***ürür...
Korkmayın arkadaşlar, daha yıllarca maaş garantidir!
Ama Kemal Bey, tıpkı İnönü'nün ellili yılların sonlarında yaptığı gibi "ort*** germeyi" de iki yıl boyunca

deneyecektir tabii...
Neden? Bu kez kışkırtılacak bir ordu yoktur ki!
Bu konuda "dışarısı" belirleyici olacaktır, Kemal Bey Almanya'ya bakıp gerginlik dozunu arttıracaktır.
İyi yürüyüşler... İsmet Paşa gibi Kayseri'ye de, Uşak'a da, Topkapı'ya da bekleriz.
Ama bu sefer size taş atacak enayi yok. Kemal Sunal filmlerini tekrar tekrar bıkmadan usanmadan izleyen halk

bu sefer "o filmi" tekrar görmek istemiyor.
   
 
Sami
Adana
21 Mayıs 2017, Pazar
05:30

37.130.224.21
Sözcü gazetesine yapılan FETÖ operasyonu için geç bile kalındı.
Çünkü adamların işi gücü asparagas ve iftira.
TC'nin birliği ve bütünlüğü için değil, işgali için uğraşıyorlar.
Yazarı ve çizeri de darbeci.
Sözcü, Gülen'in sesidir.
Geçmişe gitmeye gerek yok.
Emin Çölaşan'ın, bir kaç gün önce yayınladığı FETÖ'nün mahrem im*** Fadime Danışman'ı aklayan mektubu yeter de artar bile.
Savcı açıklama yapmasaydı kadını masum bir anne bilecek, devlete lanet okuyacaktık.
Sözcü'nün yayın politikasını anlayın işte.
O paçavrayı okuyanın yüreği kararır.
İnsana memleketi yönetenlerden nefret ettirirler.
Birine kırk gün deli desen deli olur misali yayın yapıyorlar.
Yani işleri yalan dolanla algı yapmak.
Eleştiri değil, karalama ve yalanlar üzerine kurulu bir yayın politikaları var.
Bu gazete, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip kesimleri, diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa yıllarca alenen tahrik etti.
Bu gidişle Sözcü kamu güvenliği açısından da sakıncalar yaratacaktır.
Böyle bir gazetecilik anlayışı hiçbir demokraside olmaz.
İzin de vermezler.
Yıllardır Cumhurbaşkanı'na yönelik yalan ve iftira dolu özgürce yayın yaparlar.
Buna rağmen Sözcü Türkiye'de basının özgür olmadığını iddia eder.

***
Değerli okurlar, Darbenin yıldönümüne tam 56 gün kaldı…
Yaklaşık iki ay sonra kalkışmanın birinci yılı dolacak.
Fetullah Gülen ve çetesine canlarından olma pahasına direnen 249 kahramanı gururla anacağız.
FETÖ'yü ise lanetleyeceğiz…
Hatırlarsanız darbe günü Sözcü gazetesinin internet sitesinde "Erdoğan'ı bulduk" başlıklı bir haber yayınlandı.
Birilerine haber verir gibiydiler.
Gökmen Ulu imzalı o haberin yayınlandığı saatlerde meğer Fetullah'ın askerleri öldürmek için Erdoğan'ı arıyordu.
Başyaver Ali Yazıcı, Cumhurbaşkanı'nı bulmak için yola çıkmıştı.
Dünkü operasyonda savcı, muhabir Gökmen Ulu, gazetenin İmtiyaz Sahibi Burak Akbay ve Yonca Kaleli ile Mediha Olgun hakkında gözaltı kararı verdi.
Burak Akbay yurt dışında…
Hem de epeydir.
Biri gözaltına alındı.
Diğerleri de alınır artık.
İşin içinden neler çıkacak kim bilir?

***
15 Temmuz günü yani o kanlı gece darbeci askerler insanları zırh delici kurşunlarla öldürürken Hasan Cemal de 'O el sıkılmaz!' başlıklı pis bir yazı yazdı.
Hasan Efendi yazısında, Reis'e hakaretler yağdırdı.
Özgürlükleri, hukuku, yargı bağımsızlığını, güçler ayrılığını, insan haklarını katlettiğini, kendisi gibi düşünmeyene hain ve terörist dediğini iddia etti.
O yazı yayındayken Reis vatanı kurtarmak için kendinin ve ailesinin canını hiçe sayarak İstanbul'a doğru yola çıkmıştı bile.
Hasan Cemal yazısında gazetecilerin hapse atıldığını, casus, terörist ve hain ilan edildiklerini de söyledi.
(Almanların kucağına oturan hain Can Dündar'ı korumuş olmalı.)
Hasan Efendi, bu kadarla kalsa iyi.
Adam hızını alamadı ki.
Frensiz kamyon gibi sağa sola bindirdi.
Gazze'den girdi, Cizre'den, Sur'dan, Nusaybin'den, Lice'den, Silopi'den, Şırnak'tan, Yüksekova'dan çıktı.
PKK ile mücadeleyi Kürt katli*** olarak yorumladı.
Oysa bu yazı çıktığı gün FETÖ'cüler öldürmek için her yerde Erdoğan'ı fellik fellik arıyordu.
Nasıl bir ön yargı içinde olduklarını anladınız mı şimdi?
Bunların Türk gazetecisi mi yoksa başka ülkenin adına çalışan ajan mı olduğunu anlayamadım vallahi.
Ama vicdansız oldukları kesin.
   
 
YAVER
Adana
12 Mayıs 2017, Cuma
20:16

95.7.39.123
Demek ki aklın yolu birmişşşş….
Siyasetçinin görevi doğduğu, büyüdüğü ve ekmeğini yediği şehre hizmet etmektir.
Bu hizmeti ***ürür iken de her siyasetçinin bir yöntemi vardır. Kimi siyasetçi sosyal ve kültürel yönden şehrine hizmet eder. Kimisi de ekonomik yönden.
En nihayetinde her iki yöntem de doğru bir yöntemdir ve kazanan şehri olur.
Bugün sizlere doğru yöntemlerle ilçesine hizmet veren iki siyasetçiden bahsedeceğim.
İlk bahsedeceğim isim Kozan'ın Ak Partili ve iki dönem yani 10 yıl Kozan'a belediye başkanlığı yapan Kazım Özgan.
Kazım Özgan, mimar olması nedeniyle Kozan'ı sosyal ve kültürel yönden kalkındırıp Kozan'ın bir turizm kenti olmasını hedeflemiş ve bunun içinde doğru adımlar atarak şehrine hizmet etmiştir.
Kozan Kalesi'ni restore etmiş, Kozan Köprüsü'nü elden geçirip turizme kazandırmış, şehrin en güzel yerlerindeki tarihi konakları restore edip güzel caddeler ve sokakların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Aklın yolu bir olduğuna göre kendisinden sonra gelen ve benim de bugün isminden bahsedeceğim MHP'li Belediye Başkanı Musa Öztürk, Kazım Özgan'ın gittiği yoldan yürümeyi sürdürüp tıpkı Kazım Özgan gibi şehrin kültürel yönden kalkınması adına önemli adımlar atarak hizmetin sürekliliğini sağl***ştır.
Bu nedenle tıpkı Kozan'da Kazım Özgan dönemi gibi Musa Öztürk Beyde şehirdeki tarihi konakları onarmak için yoğun bir tempo içinde çalışmaktadır.
Musa Öztürk, Kozan Belediyesi tarafından şehir merkezinde bulunan ve koruma kurulu tarafından tescillenmiş olan 10 adet tarihi konak için rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini hazırlatmıştır.
Çalışmaların ilk adımı olan Adana Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına sunulan destek talebinin ise onaylandığı öğrendik.
Çalışmalar kaps***nda Hacıuşağı, Aslanpaşa ve Mahmutlu mahallelerinde bulunan ve tescilli kültür varlığı olan 10 adet tarihi konağın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanacağı bildirildi.
Ne güzel işte... Demek ki aklın yolu bir. Demek ki Kazım Özgan doğru işler yapmış.
Proje bütçesinin bir kısmının Adana Valiliği aracılığıyla, taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payından; bir kısmının ise Kozan Belediyesi'nin kendi öz kaynaklarından karşılanacağı ifade ediliyor.
Olması gereken de bu işte.
Kazım Özgan'dan sonra aynı yolda yürüyen Musa Öztürk, ‘Öncelikli olarak hedefimiz yıkılmak üzere olan, Kozan'ın tarihine ışık tutan ve koruma kurulu tarafından tescillenen konaklarımızın projelerini hazırlamak. Valiliğimiz tarafından sağlanacak destek ile konaklarımızın yüzyıllar boyunca ayakta kalmasına sağlayabilirsek gelecek nesillere tarihiyle barışık daha yaşanabilir bir Kozan bırakabiliriz. Belediye olarak restorasyonunu en son tamamladığımız konağımız Yapıcı Konağı. Bu vesileyle çıktığımız yolda desteğini esirgemeyen Sayın Adana Valimiz Mustafa Büyük'e teşekkür ediyorum." Diyor.
Biz de Sayın Kazım Özgan'a bu adımları atan ilk kişi olması nedeniyle, Musa Öztürk'e de siyaset yapmadan doğru yoldan yürüdüğü için teşekkür edelim.
Hizmeti kim yapar ise yapsın takdir etmek gerekiyor.
   
 

Toplam Kayıt Sayısı: 690 Toplam Sayfa Sayısı: 69
1. 2. 3. 4. 5. . . . 67. 68. 69. [»] [»»] 

Ödüller  |  Fotoğraflar  |  Video  |  Konuk Defteri  |  Haberler
 Mimar Kazım Özgan Kişisel Web Sitesi   © 2007-2015 Tüm hakkı saklıdır.       E-Posta: kazimozgan@kazimozgan.com Site Tasarım & Yazılım: