Anasayfa
        Biyografi
        Özgeçmiş
        Ödüller
        Konuk Defteri
 

Kozan Belediyesi
Kozan Haber Gazetesi
Ahmet Emre Bilgili
Sivas Belediyesi
Beyoğlu Belediyesi
Turizm Gazetesi

 
 
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugün 696
 Toplam 2168519
 Ip 54.167.112.42
 
KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
VELİ
Adana
12 Kasım 2018, Pazartesi
20:43

195.175.63.66
HOŞ GELDİN EFSANE BAŞKAN
   
 
auzef
Diğer
05 Kasım 2018, Pazartesi
10:07

91.93.112.63
Çok başarılı bir site tebrikler hizmette kalite süper
  Web: www.ekonomizm.com 
 
Andımız Değil...
İstanbul
23 Ekim 2018, Salı
17:42

195.175.63.66


Cumhuriyetin kuruluşu üzerinden on yıl geçmişti.

23 Nisan Çocuk Bayr*** kutlama töreninde Ankara’da öğrencilere konuşan Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip
“Size bugün şu işi veriyorum. Bayr***nız biter bitmez mekteplerinize döndüğünüz ilk günden başlayarak birinci derse girdiğiniz zaman sınıflarınızda hep birlikte ve her gün şu sözleri tekrarlayacaksınız” diyerek cebinden çıkardığı kağıdı okumaya başladı:

“Türküm, doğruyum, çalışkanım, yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu, özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”

10 Mayıs 1933 günü Milli Talim ve Terbiye heyeti kararıyla, Reşit Galip’in yazdığı ant öğrencilere okutulmak üzere okullara gönderildi.

Ama Mersinli genç doktor Reşit Galip, o güne kadar pek de büyüklerini sayan, küçüklerini koruyan, çocuklara örnek biri olm***ştı.

Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele gibi İstiklal Harbi kahramanlarının yargılandığı İstiklal Mahkemeleri’nde kürsüde oturan üç üye hakimden biriydi.
Sadece 34 yaşındaydı ve sorgular sırasında hiç de büyüklerine saygı göstermemişti.

Ülkücü bir sendikanın geri dönmesi için Danıştay’a başvurduğu, MHP’nin genel merkezine dev poster yapıp astığı andımızın yazarı, Türk milliyetçiliğinin kalbi olan Türk Ocakları’nın tasfiyesinde de başrolü oyn***ştı.

1931 yılında Türk Ocakları’nın genel kurulunda kürsüye çıkmış, Hamdullah Suphi’yi, "gençleri silahlandırarak bir Kara Gömlekliler Ordusu kurmaya çalışmakla" suçl***ş, salondan hakaretler ve defol sesleri yükselmişti.

Ama kısa bir süre sonra Türk Ocakları kapatılıp, CHP’ye katılmış, yerine kurulan Halkevleri’nin başına da o gün bütün salonunun kızdığı Reşit Galip oturtulmuştu.

1947 yılında Irkçılık- Turancılık davasında Alparslan Türkeş’le birlikte yargılanan Kırım’dan gelmiş, milliyetçi Genel Türk Tarihi profesörü Zeki Velidi Togan’ın 1931 yılında Türkiye’yi terk etmesine neden olanlardan biri de Reşit Galip’ti.

Yine 1931 yılında Türk Tarih Kongresi’nde Türk Tarih Tezi’ndeki Türklerin Orta Asya’dan kuraklık yüzünden göç ettiği iddiasına bilimsel verilerle karşı çıkan duayen tarihçi Zeki Velidi’ye cevap vermek için hiçbir tarih eğitimi alm***ş Reşit Galip kürsüye çıkmış ve şöyle demişti:

“Arkadaşlar esefle ifade edeyim ki Zeki Velidi Bey’in Darulfünün’undaki kürsünün önünde talebe olarak bulunmadığıma çok şükrediyorum... Türkiye Cumhuriyeti Darülfunun’un kürsüsü bu kadar hafif malumat ve bu kadar sakim metotlarla işgal edilecek kıymetsiz bir mevki değildir.”

Zeki Velidi, kongreden sonra Türkiye’yi terk etmiş, ancak 1940’larda tekrar ülkeye dönebilmişti.

Herhalde Danıştay’ın Andımız kararına destek verirken “kaldırılması küstahlıktı” diyen İlber Ortaylı’nın bu sözlerini hocası Halil İnalçık’ın hocası Fuad Köprülü duysa esas küstahlığın ne olduğunu ona hatırlatırdı.

Öğrenci Andı’nın kabulünden iki ay sonra Reşit Galip, Darülfünun’un kapatılıp, hocalarının kapı dışarı edildiği tasfiyeyi yönetmiş ama bununla da yetinmemişti.

Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi’nin kadrosunda kimler olduğunu yazan gazeteler bir kişinin adını fotoğrafıyla özel olarak duyurmuşlardı:

“Türk İnkılabı profesörlüğünü kabul eden Maarif Vekili Reşit Galip Bey.”

Tıp doktoru Reşit Galip, titrlerine bir yenisini eklemişti; Tarih profesörü.

Ama bu cüreti bardağı taşıran son damla olacaktı.

Ertesi gün Fuat Köprülü ve Neşet Ömer bu karara tepki göstererek üniversiteden istifa ettiler.

Dört gün sonra ise gazeteler Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in istifa haberini verdiler. Gerekçe sağlık sorunlarıydı. Haberlerin altında ise Fuat Köprülü ve Neşet Ömer’in istifalarını geri aldığı haberi yer almıştı.

Reşit Galip, istifasının ardından köşesine çekildi, hastalığı ilerledi ve Andımız’ı yazmasının üzerinden bir yıl geçmeden 41 yaşında hayatını kaybetti.

Varlığını Türk varlığına armağan etmişti ama Türk varlığına da epey zarar vererek..

Yazdığı ant ise okullarda okutulmaya devam etti.

Ta ki 1972 yılına kadar.

1972 yılında 12 Mart darbecilerinin kurduğu Ferit Melen hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Sabahattin Özbek, askeri konseye de onaylatarak andın sonuna bir paragraf daha ekletti:

“Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk ; açtığın yolda, kurduğun ülküde gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene.”

Anda Atatürklü ve Ne Mutlu Türküm Diyene’li bu paragraf eklenirken, şimdi çocuklara her sabah zorla bu cümlelerin okutulma kararını kutlayan Kemalistlerin ve bazı solcuların fikri büyükleri, 12 Mart zindanlarında işkence görmekteydiler.

Andı 12 Eylül darbecileri de hapishanelerdeki işkencelerinde kullanmışlardı.

O hapishanelerden en kötü şöhretlisi olan Mamak Cezaevi’nde yatan Oral Çalışlar, o günlerde yaşadığı bir olayı şöyle anlatmıştı:

“Mamak D Blok’ta kalırken, bir gün, görüş öncesi, cezaevi yönetimi tarafından tebliğ edilen emre göre; ‘ailelerle görüş’ öncesi, ailelerin karşısında hazır ola geçip en yüksek seslerimizle, hançeremiz yırtılırcasına bağırarak ‘Andımız’ı söyleyecektik. Bunu yapmayan tutuklu, görüş de yapamayacaktı. Daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da yapacak olan ve dönemin MHP yöneticisi olduğu için tutuklu bulunan Yaşar Okuyan ailesiyle yaptığı görüşten gözleri yaşlı döndü. “Neden? Başına neler geldi?” diye sorduğumuzda şunları anlattı: “Tel örgülerle çevrili görüş yerine gittiğimizde tel örgünün öte yanında küçük kızım ve eşim duruyorlardı. Bizi ***üren çavuş, ‘Andımız’ı okum***zı emretti. Yoksa ‘görüşme’ izni verilmeyecekti. Okudum, hançeremi yırtarcasına bağırarak okum***zı istediler. Benim bu halimi gören kızım ağlıyordu. Ona bakınca ben de gözyaşlarımı tutamadım.”

90’larda antın “Ey bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk” cümlesi, “Ey Büyük Atatürk” olarak değiştirildi.

28 Şubat’ın ardından kurulan hükümet döneminde yönetmelik değiştirilerek andın her sabah okullarda ders başlarken okunması talimatı verildi.

28 Şubatçı anlayışın devam ettiği 2000 yılında ise, partisi kapatılan eski Başbakan Necmettin Erbakan’ın siyasi hayatını tümüyle bitirmek isteyenlerin aklına 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşmada Andımız’ı eleştiren şu sözleri gelmişti:

“Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken, besmeleyle başlar. Siz geldiniz, bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, 'Türküm, doğruyum, çalışkanım.' Sen bunu söyleyince, öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı, 'Ya öyle mi, ben de Kürtüm, daha doğruyum, daha çalışkanım' deme hakkını kazandı. “

Erbakan, bu konuşması yüzünden “halkı ırk ve din farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği” suçlamasıyla bir yıl hapis cezası aldı ve bu ceza daha sonra kaldırılana kadar siyasi hayatının sonu oldu.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hocayi-yakan-sozler-39139244

Her sabah çocuklara okutulan Andımız yıllarca ayrımcı, militarist bir metin olarak eleştirildi.

Kaldırılması için ilk girişim ise 2009 yılında Mazlumder tarafından yapıldı. Mazlumder’in başvurusunu görüşen Danıştay “Öğrenci andı, yeni nesillere Türk Devleti ve milletinin ferdi olma onuru ve hazzını yaşatmaya yönelik anayasa ve yasalarda bulunan ifadelerden oluşuyor” diyerek itirazı oy birliğiyle reddetti.

Andımız ancak 2013 yılında Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı Demokratikleşme Paketi’yle kaldırıldı:

“İlkokullarda Öğrendi Andı uygulamasını kaldırıyoruz. 1933 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir genelge yayınlanmış, ilk ve orta dereceli okullarda 'andımız' uygulaması başlatılmıştı. Bu uygulama zaman zaman kaldırıldı, metin değişikliğe uğradı. 12 Mart ve 12 Eylül'de, bireysel girişimler neticesinde bu uygulama devam etti. Geçen yıl, ortaokullarda bu uygulamayı kaldırmıştık. Şimdi de, ilkokullarda bu uygulamaya son veriyoruz"

https://www.youtube.com/watch?v=61E7qiOc0Sw&app=desktop

Andımızın kaldırılmasına en sert tepkilerden birini o tarihte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli vermişti:

“Bir gün iktidardan ayrıldığın dönemde, MHP’ye iktidar nasip olursa, nerede ikamet edersen et onun 25-30 metre karşısına ’Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazmazsam, okula giden çocuklara, evinin önünde Andımız’ı okutmazsam, bunların alayının hesabını sormazsam namerdim."

Eleştirilere Başbakan Erdoğan da sert cevap vermişti:

“Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip'ti. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Ayrı Reşit Galip insanları kafa taslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı. Ant uygulamasının cumhuriyetimizle uzaktan yakından ilgisi yoktur...30'larda Hitler ve Stalin gibi toplumu formatlamak için bu tür uygulamalar yapılıyordu. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde çocuklar içtimaya dizildiği, ırkçı sloganlar okunan metinler göremezsiniz. Bal bal demekle ağız tatlanmaz. balı yersen ağız tatlanır, Türküm demekle Türk olunmaz. Doğruyum demekle çalışkan olunmaz. İnsan ailesinden öğretmenlerinden çevresinden aldığı eğitimle bir takım değerlere sahip olur.”
2014 yılında MHP’ye yakın Türk Eğitim Sendikası’nın Andımız’ın kaldırılması kararının yürütmesinin durdurulması talebini dönemin Danıştay’ı iki karşı oya rağmen reddetmişti.

http://www.danistay.gov.tr/upload/guncelkarar/12_06_2014_082952.pdf

Ve dört yıl sonra. MHP, Bahçeli’nin ahdındaki gibi iktidar olamadı ama iktidar ortağı oldu.

Dört yıl sonra ise aynı sendikanın talebini görüşen Danıştay 8. Dairesi, daire başkanı ve bir üyenin şerhi dışında bu kez Andımız’ı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etti.

Ülkedeki iklimin, Danıştay kadrolarının değişimi hakkında da fikir veren kararın “Öğrenci andının kaldırılması, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklıdır” gibi tuhaf bir gerekçesi de var.

Halbuki, dört yıl önce Andımız’la ilgili yürütmeyi durdurma kararını reddetmiş Danıştay, önce kendisi dört yıl sonra bu iptal kararı vermesinin bilimsel gerekçesini açıklamalıydı. Tabii laboratuvar koşullarında bulabilirlerse...

Milyonlarca ailenin itiraz ettiği bir andı her sabah zorla başkalarının çocuklarına okutmaktan ideolojik haz duyanların bu ülkedeki fikir özgürlüğü, hukuk, demokrasi sorunlarına çare olmasını herhalde kimse beklemiyordur.

Devletin zorunlu din dersi gibi zorlamalarına itiraz edenlerin, zorunlu andı alkışlaması da ülkedeki aşiretçi siyasi ahlaksızlığın başka tezahürlerinden biri.

Ama herhalde daha da mühimi, yazarından, ekleme yapan, işkence de kullanan darbecisine kadar kötü hatıraları depreştiren, okundukça tam tersine toplumun bir kesiminin aidiyet hislerini yaralayan böyle bir andı ısrarla tatlı çocukluk hatırası olarak dayatmak ve ondan “Andımız” diye bahsetmek...

Hayır bu bizim andımız değil, ama zannettiğiniz gibi sizin andınız da değil.
   
 
DELİLER
Adana
17 Temmuz 2017, Pazartesi
18:30

195.175.63.66
15 Temmuz’daki hain darbe girişiminin birinci yıldönümünde şehitlerimizi ve gazilerimizi onlarında isteyeceği şekilde büyük bir katılım ile icra ettik.

En büyük korkum rehavete kapılıp katılımcı sayısının yeteri kadar olmamasıydı. Halkımız kendi yazdığı destana tekrar sahip çıkarak o yürüdüğü yollara tekrar çıktı. Sokaklara çıkmasının bir rastlantı olmadığını memleketin 365 gününe sahip çıktığını bir kez daha gösterdi.

***

Bu yüce millet anma törenlerinde o kadar büyük bir Osmanlı tokadı attı ki duymak ve görmek istemeyenler artık görüyor ve duyuyorlar.

Osmanlı tokadının mucidi dönemin en cesur süvarileri olan delilerdi. Ordunun en cesur askerlerinden seçilir ve savaşta en ön safta yer alırlardı. Ellerini mermerde çalışarak geliştirir ve attıkları tek tokatla düşmanı öldürebilirlerdi.

Osmanlı ordusunda düşmana ilk dalan bu grubu görenler, önce sarsılır ve büyük korku duyarlardı.

Ortaçağ döneminde Avrupalılar bu Osmanlı askerlerinin üstün güçlere sahip olduklarını inanırlardı. Cesaretleri ve güçleri gerçekten inanılmaz bir boyutta idi.

Onların torunları aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra bu sefer emperyalistlerin uşaklarının kullandıkları tanklara yine çıplak elleri ile daldılar. Dalanların sayısı yalnızca önde giden evlatlar değildi herbiri vatan sevdalısı deliler idi. Uçakla vurdular, helikopterle vurdular, tankla vurdular, makineli tüfekle taradılar ama milletin o deli yüreğine korku salamadılar.

Öndeki arkadaşının düştüğü gören diğeri öne atıldı o düştü arkadan gelen bacım öne sıçradı. Onların mermisi bitti benim halkımın deli yüreğindeki cesaret tükenmedi.

15 Temmuz’a kontrollü darbe diyenlere en güzel cevabı bu halk hep meydanda verdi.

Ben siyasetten çok anlamam ama işim gereği halkımızla çok zaman geçirdiğim için neden hoşlanıp hoşlanmadığını bilirim. Bu toplumun sosyolojisinde boyun eğmek asla yok. Kendisine biçilen kefenleri ve hesapları yırtıp atmayı özellikle seviyor.

Ama siyasetçi olup bu halkın sosyolojisinden uzak yüzlerce insan var. Seçim zamanı makarnaya oyu sattı dediğiniz halka, bu sefer yaptıkları karşısında ne demeyi düşünüyorsunuz. Gövdesi ile tanka karşı duran bu halka bu sefer nasıl bir ödeme aldığını söyleyeceksiniz.

Bu lafı söyleyenlere bir teklifim var siz ne ödendiğini düşünüyorsanız biz ar***zda para toplayıp yüz mislini vereceğiz. Ve sizden aynısını değil on da birini yapmanızı isteyeceğiz. Teklife evet diyen bir adım öne çıksın.

Bazılarınız değişik bir taktik bulmuş olmalı ki bu sefer halka değil liderine saldırmayı uygun görmüşsünüz. O saldırdığınız lidere kontrollü darbe yaptı diye suçlayarak ayrı bir fitne yaratmaya çalıştığınızı herkes biliyor. Halkımız yapılanı bildiği içinde parti gözetmeksizin Cumhurbaşkanının önünde vücudunu siper ediyor. Siz vurdukça halkın liderine sevgisi daha fazla artıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı darbe girişimini öğrendi ilk anda abdestini alıyor namazını kılıyor. Tıraşını oluyor, kravatını takıyor. Aynı bir komutanın yaptığı gibi sefer hazırlığını yapıyor. Ne bir korku ne bir telaş. Siz bunu darbenin kontrollü olduğunu biliyor o yüzden rahattı diye yorumluyorsunuz. Bizler kadere iman olarak algılıyoruz. O yüzden de kadere inanan bir insanı ölümle korkutamazsınız diyoruz.

Hep sayın Cumhurbaşkanından bahsettik ama anlatmayı unuttuğumuz bir kişi daha var. Sayın Emine Erdoğan, o hain gecede eşinin yanından ayrılmayan ayrı bir kahraman. Darbenin öğrenildiği andan itibaren oturmadan eşinin yanında destek olan koca yürekli bir kadın. Boşu boşuna söylememişler “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır “ diye.

Yaşadıklarımızı unutmadan unutturmadan daha güzel günlerde bu anma törenlerini milletimizin görmesini Allah nasip etsin. Kadınlarımıza bir görev daha düşüyor o geceyi evlatlarınıza her gece anlatınki hain kimdir ne demektir erkenden öğrensinler.

Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum

Hain gezen şu dağlarda gez oğlum

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum.!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Tarihini şerefinle yaz oğlum

Yaz oğlum.!

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum.!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Söz ver bana geç karşıma söz oğlum.!

Esat Kabaklı’nın “Bil oğlum” şiirinden bir alıntıyla bitirmek istedim. Bir tek eklemem, oğlum yerine kadınlarımızı da kapsayan son söz olacak.

Söz ver bana geç karşıma söz evladım! Olsun...
   
 
B Planı
Adana
14 Temmuz 2017, Cuma
01:19

195.175.63.66
15 Temmuz’un sadece B planı değil, C planı da vardı... C planının yürürlüğe girmesi, A ve B planlarının akim kalmasına bağlıydı...

Öyle oldu.

Şu an, C planı yürürlükte ve bunun uygulayıcıları da, ne yazık ki, bir kısım CHP’liler...

Neden “bir kısım” dediğimi birazdan açıklayacağım.

Önce B planına bakalım:

Birtakım çevrelerin, “Böyle acemice darbe olur mu? Adamlar küçük bir hareketle armut gibi yakalandılar” dediği 15 Temmuz, son derece ince düşünülmüş, bütün “detayları” hesaplanmış ve benzerlerinin yanında “planlama şaheseri” gibi duran bir girişimdi.

Düşünebiliyor musunuz?

17/25Aralık girişiminden sonra neredeyse “operasyonel” gücünü kaybetmiş, bütün legal görünümlü birimleri ve yayın mecraları dağıtılmış, MGK’nın tehdit listesinde yer alan örgüt, o haliyle bir de darbeye kalkışıyor.

Üstelik üzerinden atamadığı “olağan şüpheli” kimliğine rağmen...

Demek ki, 17/25 Aralık tasfiyelerinden sonra bile güçlerini muhafaza etmişler.

Darbenin “zaruretten” öne alınması, 15 Temmuz’un en ince detayına kadar düşünülmüş başarılı bir girişim olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Her detayı düşündüler ama bir noktayı atladılar...

Bundan önceki darbelerde halk, kendi meşruiyetiyle gelen ve bir şekilde “devlet” olan otoriteye (yani darbecilere) teslim oldu. Devletle (“devlet” yerine geçen “erk”le) çatışmamayı tercih etti. Kendi elleriyle seçtikleri Başbakan darağacına yollandığı halde, bir mantar tabancası bile patlatmadı.

Bu nedenle, darbeciler, 15 Temmuz’da hesaplarını “halkın direnmeyeceği” kabulü üzerine yaptılar.

Fetullah Gülen’in bile bu yönde beyanları vardır: “Bu halk direnmez.”

Her detayı en ince noktasına kadar düşünen darbeciler, Erdoğan unsurunu hesaba katmadılar.

Halk, Erdoğan’dan aldığı işaretle sokağa çıktı ve darbeyi püskürttü.

Kurgu bozuldu.

Darbede ilk hedef, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ölü ele geçirmek, cesedini bir çöplüğe atmaktı. (Kurtuluşumuzu, “bize çok acılar çektirecek bir oldubittiye” bağlayan Fetullah’ın şişme liberali, darbeden önce, “Erdoğan’ı öldürecekler, cesedini de bir çöplüğe atacaklar” diyordu.)

Erdoğan “ölü” ele geçirilseydi, “B planı” devreye girecekti.

Fetullah’ın uyuyan hücreleri, duruma el koyacak, yani “darbe içinde darbe yaparak” hem bizi Cumhurbaşkanı’nı katletmiş çapulculardan kurtaracak, hem de kendi darbelerini alkışlatacaklardı. Kuracakları “yeni düzen” için de onayımızı almış olacaklardı. (Rız***z çerçevesinde, ayrıca, Türkiye’yi işgale hazırlayacaklardı. Kardeş kavgası bitsin diye, yabancıların müdahalesine rıza gösterecektik.)

B planı çökünce, devreye, otomatikman, defans ihtiyacından kaynaklanan C planı girdi.

Bir kısım CHP’lilerin seslendirdiği “kontrollü darbe”, “Asıl darbe 20 Temmuz’da yapıldı” ve “Türkiye’de adalet yok” iddiaları bu planın temalarını oluşturuyor.

Burada amaç, hem 15 Temmuz’un yarattığı tahribatı gizlemek, hem de darbeye iştirak edenleri (ve devletten tasfiye edilmiş FET֒cüleri) “mağdur” göstererek, istikbaldeki “girişime” uluslararası meşruiyet oluşturmak.

Bu çalışmaları “Fetullah’ın arkabahçe elemanları” işlevi gören bir kısım CHP’liler yürütüyor: Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu, Eren Erdem, Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal...

Bu isimler, 15 yıl öncesine kadar CHP camiası tarafından bilinmiyordu.

Daha doğrusu, hiçbiri, “klasik CHP’li” olarak tanınmıyordu.

Birdenbire zuhur ettiler.

Hepsinin de mutlaka FET֒yle bir hikâyesi, bir irtibatı, bir alışverişi var.

Klasik CHP’liler, bir gün, “Bunlar da nerden çıktı?” diye soracaktır... Nerden çıktılar ve ne ara Atatürk’ün partisi CHP’yi FET֒nün stepnesi haline getirdiler?

C Planı akim kalsın...

Bu soru da mutlaka sorulacaktı!
   
 
Neden Maltepe Cezaevi?
Adana
28 Haziran 2017, Çarşamba
18:43

195.175.63.66
Kemal Kılıçdaroğlu, önceki gün "Enis Berberoğlu tutuklanmadan önce, kendisi için Maltepe Cezaevi'nde 3 ayrı yer hazırlatıldı" iddiasında bulundu.

CHP liderini dinlerken, içimde tiksintiyle karışık bir öfkenin kabardığını hissettim.

Bu ad***n niyetinin, Türkiye'yi bir iç savaşa sürüklemek olduğundan artık eminim!

Neden emin olduğumu, meseleyi başından itibaren anlatarak açıklayayım.

Belki bazı yerlerde tekrara düşeceğim ama ziyanı yok. En azından meselenin başını kaçıranlar büyük resmin parçalarını daha iyi birleştirmiş olur.

Enis Berberoğlu'nun yargılandığı davada ceza alacağını tüm Türkiye gibi, son duruşmaya katılan CHP'li milletvekilleri de biliyordu. Ancak hiç kimse, karar açıklanır açıklanmaz tutuklama kararı çıkacağını beklemiyordu.

Mahkeme, Yargıtay aşamasını beklemeye gerek görmeden Berberoğlu hakkında tutuklama kararı verdi ve kendisini Maltepe Cezaevi'ne gönderdi.

Herkes bu şok edici kararı tartışırken, hiç kimsenin aklına, "Neden Maltepe Cezaevi?" sorusunu sormak gelmedi.

Öyle ya!..

Fetö'ye bağlı bütün tutuklular Silivri Cezaevi'nde yatıyor. Maltepe Cezaevi'ne ilk defa Fetö suçundan bir tutuklu gönderildi.

Neden, neden, neden?

O günden beri bu soruyu sorup durdum. Ve nihayet, günlerce zihnimde dönüp duran düşünce karmaşasını sonlandıracak cevaba dün ulaştım.

Sizinle de paylaşayım.

Enis Berberoğlu'nun Maltepe Cezaevi'ne gönderilmesini, karar duruşmasını izleyen CHP'li milletvekilleri bizzat istedi. Mahkeme de tuhaf bir karar alarak bu isteği yerine getirdi ve Berberoğlu Maltepe Cezaevi'ne gönderildi.

Bu bilgi kesin ve net!

Şimdi ortada cevabı aranan iki soru var. CHP milletvekilleri neden özellikle Maltepe Cezaevi'ni istedi ve Kemal Kılıçdaroğlu bunu bile bile neden yalan söyledi?

Madde madde anlatayım.

1- CHP lideri Berberoğlu hakkında çıkacak kararı, karardan önce haber aldığı için İstanbul'a yürümeyi çok önceden planl***ştı.

2- Kılıçdaroğlu ile kendisiyle birlikte yürüyen kalabalığın, Şehitler Köprüsü'nden yaya olarak geçip Silivri'ye ulaşmalarına devlet hiç bir şartta izin vermeyecek, yürüyüş yarıda kalacaktı. Bu nedenle, yürüyüşün amacına ulaşması için Berberoğlu'nun İstanbul içinde bir hapishanede kalması gerekiyordu.

3- Yarıda kalmasa bile, Silivri konum olarak İstanbul'un merkezi sınırlarının dışında kaldığı için, katılım az olacak ve yapılacak eylem güdük kalacaktı.

4- Eylemin başarıya ulaşması ve beklenen kargaşanın yaşanabilmesi için, CHP'li belediyelerin hakim olduğu bir bölge seçilmesi gerekiyordu.

5- Bunun için en uygun yer Maltepe'ydi. Adalet Yürüyüşü yapanlar Pendik sınırına ulaştığında, CHP'li Kartal, Maltepe ve Kadıköy Belediyeleri ile teşkilatları korteje katılacak.

6- Sadece CHP'li belediyeler ve teşkilatlar değil. Gülsuyu, Gülensu, Okmeydanı, Gazi ve Kadıköy bölgelerindeki DHKP-C ve PKK'lı teröristler de korteje katılacak. Böylece hem sayının bir milyon sınırına ulaşması sağlanacak, hem de teröristlerin provokasyonları sayesinde ikinci Gezi ayaklanması resmen hayata geçirilecek.

7- Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a ulaşmayı hedeflediği tarih 9 veya 10 Temmuz. Ayın 11'inde ise 15 Temmuz haftası başlayacak, halk sokaklarda ve meydanlarda olacak. Kısacası iç savaşı aratmayacak bir çatışma için en uygun tarih!..

Bakın arkadaşlar!

Ta en başından itibaren söylüyorum. Bu yürüyüş adalet için yapılmıyor. Adı adalet olan bu yürüyüşün amacı teröre, teröriste darbeciye, haine, destek vermektir. Bu yürüyüşün amacı, Erdoğan'ı devirmek adına ortalığı cehenneme çevirmektir.

Bunu ben değil, "Her Firavun'un bir Musa'sı vardır" diyerek yürüyüşe başlayan Kemal Kılıçdaroğlu'nun bizzat kendisi söylüyor! Bu sözler, "Ben, seni devirebilmek umudu ve amacıyla yola çıkıyorum" anl*** taşıyor.

Bunu başarabileceğine inandığımı sanmayın!

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugüne kadar pek çok planına tanıklık ettik. Gerçi henüz harika bir plana imza attığına da şahit olmadık. Ancak yaptığı planlar bugüne dek pek çok kişinin canını yaktı. Bu son ahmakça plan yüzünden masum canlar yanmadan harekete geçmek gerekiyor.

İstanbul polisi, bir taşkınlık yaşanması durumunda bir iki saat içinde kalabalığı dağıtabilecek güç ve kudrete sahip. Mesele müdahale etmek veya dağıtmak değil. Müdahaleden sonra, dağılan grubun içindeki terörist zihniyetli provokatörlerin, yağma gibi, yıkım gibi işlere kalkışıp halkı galeyana getirecek olmasından ve yaşanacak karşılıklı çatışmalardan endişe ediliyor.

Böyle bir olay yaşanması durumunda masum siviller beklenmedik zararlar görebilir ve hatta kan akabilir.

Konuşma şansı bulduğum bazı bölge emniyet müdürleri, benzer istihbaratlar aldıklarını söylüyor.

Bu durumun önüne geçmenin tek yolu, Enis Berberoğlu'nun İstanbul dışındaki bir cezaevine nakledilmesi... Sakarya L Tipi Cezaevi şu anda bu durum için en uygun adres olarak görünüyor.

Ya da Bolu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu...

Nice zamandır yargıda yaşanan rezaletleri sadece izlemekle yetinen Adalet Bakanlığı, umarım bu kez harekete geçer ve bir an önce gereğini yapar
  Web: conkbayiriicom 
 
Ne ADALET'i
Adana
25 Haziran 2017, Pazar
04:02

35.186.190.126
Kemal Bey, bu tür atraksiyonlarla Fetö'cüleri kurtaramayacağını bilmeyecek adam değildir. Avrupa öyle istediği

için yürüyor.
Peki bu atraksiyon Kemal Bey'i iktidara getirir mi?
Getirmez. Hiçkimse bunlara "yürüdüler" diye oy vermez.
"Tayyip nefretiyle" verir, solculuk sanarak verir, bürokrasi "saltanat elden gitti" diye ağlayarak verir, Aleviler

"Sünni korkusuyla" verirler ama yürüdüler diye değil.
Amaç da zaten iktidara gelmek değil, bir yandan Avrupa'yı memnun ederken bir yandan da "parti içi iktidarı"

sağlama almak.
En keskin görünen muhalifler biryerlerin belediye başkanlığına, olmadı il başkanlıklarına tav olurlar, mesele

kalmaz. Olan da Emine Ülker Tarhan gibi, Selin Sayek Böke gibi Kemal Bey'in "suya ***ürüp susuz getireceği"

hanımlara olur...
O Kemal Bey ki sabah ak dediğine akşam kara demekten, göz göre göre yalan konuşmaktan çekinmeyen,

"cahil cesaretiyle" atıp tutmaktan fütur getirmeyen, birilerini harcarken gözünü kırpmayan adamdır, hiç tınmaz.
CHP, "gayrımeşru" ilan ettiği anayasaya göre yapılacak seçimlere katılmaktan da utanmayacaktır.
Kemal Bey pişkindir.
Kemal Bey, cumhurbaşkanlığına adaylığını koyup da kaybedince yeni bir parti içi mücadeleye girişecek kadar

saf da değildir...
Ya Deniz Baykal'ı aday gösterip seçim yenilgisiyle büsbütün susturmayı deneyecek...
Ya İlker Başbuğ'u öne sürüp bürokrat oylarını isteyecek ve ad*** Çevik Bir'den beter, bu işlere girdiğine bin

pişman edecek...
Ya da bir umut İlhan Kesici gibi, hatta Meral Akşener gibi gene "sağı gıdıklayacak" bir aday gösterip abesle

iştigal edecektir.
(Kesici, Hüsamettin Cindoruk'un adayı mı yoksa?) Yürüyüş boyunca ara ara boy gösterip kaybolan "fosilleşmiş

solcuların" toplumda hiçbir karşılıkları da ağırlıkları da yoktur. Onların dertleri gazetelerde adlarının geçmesini,

resimlerinin çıkmasını sağlamaktır.
Öyle ya da böyle, mağlup bu yolda galip sayılacaktır bazı kesimlerde!
Yani Kemal Bey, dön dolaş gene 100 küsur kişiyle gireceği mecliste ana muhalefet liderliğini sürdürecektir.
Bu onun için yeterlidir.
Amigo basın da gene bir süre "bu adamla olmuyor bu iş" diye ağlayıp sızladıktan sonra aynı "yenilenme ve

atılım" teranelerine geri döner, gittiği kadar öyle ***ürür...
Korkmayın arkadaşlar, daha yıllarca maaş garantidir!
Ama Kemal Bey, tıpkı İnönü'nün ellili yılların sonlarında yaptığı gibi "ort*** germeyi" de iki yıl boyunca

deneyecektir tabii...
Neden? Bu kez kışkırtılacak bir ordu yoktur ki!
Bu konuda "dışarısı" belirleyici olacaktır, Kemal Bey Almanya'ya bakıp gerginlik dozunu arttıracaktır.
İyi yürüyüşler... İsmet Paşa gibi Kayseri'ye de, Uşak'a da, Topkapı'ya da bekleriz.
Ama bu sefer size taş atacak enayi yok. Kemal Sunal filmlerini tekrar tekrar bıkmadan usanmadan izleyen halk

bu sefer "o filmi" tekrar görmek istemiyor.
   
 
Sami
Adana
21 Mayıs 2017, Pazar
05:30

37.130.224.21
Sözcü gazetesine yapılan FETÖ operasyonu için geç bile kalındı.
Çünkü adamların işi gücü asparagas ve iftira.
TC'nin birliği ve bütünlüğü için değil, işgali için uğraşıyorlar.
Yazarı ve çizeri de darbeci.
Sözcü, Gülen'in sesidir.
Geçmişe gitmeye gerek yok.
Emin Çölaşan'ın, bir kaç gün önce yayınladığı FETÖ'nün mahrem im*** Fadime Danışman'ı aklayan mektubu yeter de artar bile.
Savcı açıklama yapmasaydı kadını masum bir anne bilecek, devlete lanet okuyacaktık.
Sözcü'nün yayın politikasını anlayın işte.
O paçavrayı okuyanın yüreği kararır.
İnsana memleketi yönetenlerden nefret ettirirler.
Birine kırk gün deli desen deli olur misali yayın yapıyorlar.
Yani işleri yalan dolanla algı yapmak.
Eleştiri değil, karalama ve yalanlar üzerine kurulu bir yayın politikaları var.
Bu gazete, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip kesimleri, diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa yıllarca alenen tahrik etti.
Bu gidişle Sözcü kamu güvenliği açısından da sakıncalar yaratacaktır.
Böyle bir gazetecilik anlayışı hiçbir demokraside olmaz.
İzin de vermezler.
Yıllardır Cumhurbaşkanı'na yönelik yalan ve iftira dolu özgürce yayın yaparlar.
Buna rağmen Sözcü Türkiye'de basının özgür olmadığını iddia eder.

***
Değerli okurlar, Darbenin yıldönümüne tam 56 gün kaldı…
Yaklaşık iki ay sonra kalkışmanın birinci yılı dolacak.
Fetullah Gülen ve çetesine canlarından olma pahasına direnen 249 kahramanı gururla anacağız.
FETÖ'yü ise lanetleyeceğiz…
Hatırlarsanız darbe günü Sözcü gazetesinin internet sitesinde "Erdoğan'ı bulduk" başlıklı bir haber yayınlandı.
Birilerine haber verir gibiydiler.
Gökmen Ulu imzalı o haberin yayınlandığı saatlerde meğer Fetullah'ın askerleri öldürmek için Erdoğan'ı arıyordu.
Başyaver Ali Yazıcı, Cumhurbaşkanı'nı bulmak için yola çıkmıştı.
Dünkü operasyonda savcı, muhabir Gökmen Ulu, gazetenin İmtiyaz Sahibi Burak Akbay ve Yonca Kaleli ile Mediha Olgun hakkında gözaltı kararı verdi.
Burak Akbay yurt dışında…
Hem de epeydir.
Biri gözaltına alındı.
Diğerleri de alınır artık.
İşin içinden neler çıkacak kim bilir?

***
15 Temmuz günü yani o kanlı gece darbeci askerler insanları zırh delici kurşunlarla öldürürken Hasan Cemal de 'O el sıkılmaz!' başlıklı pis bir yazı yazdı.
Hasan Efendi yazısında, Reis'e hakaretler yağdırdı.
Özgürlükleri, hukuku, yargı bağımsızlığını, güçler ayrılığını, insan haklarını katlettiğini, kendisi gibi düşünmeyene hain ve terörist dediğini iddia etti.
O yazı yayındayken Reis vatanı kurtarmak için kendinin ve ailesinin canını hiçe sayarak İstanbul'a doğru yola çıkmıştı bile.
Hasan Cemal yazısında gazetecilerin hapse atıldığını, casus, terörist ve hain ilan edildiklerini de söyledi.
(Almanların kucağına oturan hain Can Dündar'ı korumuş olmalı.)
Hasan Efendi, bu kadarla kalsa iyi.
Adam hızını alamadı ki.
Frensiz kamyon gibi sağa sola bindirdi.
Gazze'den girdi, Cizre'den, Sur'dan, Nusaybin'den, Lice'den, Silopi'den, Şırnak'tan, Yüksekova'dan çıktı.
PKK ile mücadeleyi Kürt katli*** olarak yorumladı.
Oysa bu yazı çıktığı gün FETÖ'cüler öldürmek için her yerde Erdoğan'ı fellik fellik arıyordu.
Nasıl bir ön yargı içinde olduklarını anladınız mı şimdi?
Bunların Türk gazetecisi mi yoksa başka ülkenin adına çalışan ajan mı olduğunu anlayamadım vallahi.
Ama vicdansız oldukları kesin.
   
 
YAVER
Adana
12 Mayıs 2017, Cuma
20:16

95.7.39.123
Demek ki aklın yolu birmişşşş….
Siyasetçinin görevi doğduğu, büyüdüğü ve ekmeğini yediği şehre hizmet etmektir.
Bu hizmeti ***ürür iken de her siyasetçinin bir yöntemi vardır. Kimi siyasetçi sosyal ve kültürel yönden şehrine hizmet eder. Kimisi de ekonomik yönden.
En nihayetinde her iki yöntem de doğru bir yöntemdir ve kazanan şehri olur.
Bugün sizlere doğru yöntemlerle ilçesine hizmet veren iki siyasetçiden bahsedeceğim.
İlk bahsedeceğim isim Kozan'ın Ak Partili ve iki dönem yani 10 yıl Kozan'a belediye başkanlığı yapan Kazım Özgan.
Kazım Özgan, mimar olması nedeniyle Kozan'ı sosyal ve kültürel yönden kalkındırıp Kozan'ın bir turizm kenti olmasını hedeflemiş ve bunun içinde doğru adımlar atarak şehrine hizmet etmiştir.
Kozan Kalesi'ni restore etmiş, Kozan Köprüsü'nü elden geçirip turizme kazandırmış, şehrin en güzel yerlerindeki tarihi konakları restore edip güzel caddeler ve sokakların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Aklın yolu bir olduğuna göre kendisinden sonra gelen ve benim de bugün isminden bahsedeceğim MHP'li Belediye Başkanı Musa Öztürk, Kazım Özgan'ın gittiği yoldan yürümeyi sürdürüp tıpkı Kazım Özgan gibi şehrin kültürel yönden kalkınması adına önemli adımlar atarak hizmetin sürekliliğini sağl***ştır.
Bu nedenle tıpkı Kozan'da Kazım Özgan dönemi gibi Musa Öztürk Beyde şehirdeki tarihi konakları onarmak için yoğun bir tempo içinde çalışmaktadır.
Musa Öztürk, Kozan Belediyesi tarafından şehir merkezinde bulunan ve koruma kurulu tarafından tescillenmiş olan 10 adet tarihi konak için rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini hazırlatmıştır.
Çalışmaların ilk adımı olan Adana Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına sunulan destek talebinin ise onaylandığı öğrendik.
Çalışmalar kaps***nda Hacıuşağı, Aslanpaşa ve Mahmutlu mahallelerinde bulunan ve tescilli kültür varlığı olan 10 adet tarihi konağın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanacağı bildirildi.
Ne güzel işte... Demek ki aklın yolu bir. Demek ki Kazım Özgan doğru işler yapmış.
Proje bütçesinin bir kısmının Adana Valiliği aracılığıyla, taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı payından; bir kısmının ise Kozan Belediyesi'nin kendi öz kaynaklarından karşılanacağı ifade ediliyor.
Olması gereken de bu işte.
Kazım Özgan'dan sonra aynı yolda yürüyen Musa Öztürk, ‘Öncelikli olarak hedefimiz yıkılmak üzere olan, Kozan'ın tarihine ışık tutan ve koruma kurulu tarafından tescillenen konaklarımızın projelerini hazırlamak. Valiliğimiz tarafından sağlanacak destek ile konaklarımızın yüzyıllar boyunca ayakta kalmasına sağlayabilirsek gelecek nesillere tarihiyle barışık daha yaşanabilir bir Kozan bırakabiliriz. Belediye olarak restorasyonunu en son tamamladığımız konağımız Yapıcı Konağı. Bu vesileyle çıktığımız yolda desteğini esirgemeyen Sayın Adana Valimiz Mustafa Büyük'e teşekkür ediyorum." Diyor.
Biz de Sayın Kazım Özgan'a bu adımları atan ilk kişi olması nedeniyle, Musa Öztürk'e de siyaset yapmadan doğru yoldan yürüdüğü için teşekkür edelim.
Hizmeti kim yapar ise yapsın takdir etmek gerekiyor.
   
 
web tasarım
İstanbul
10 Mayıs 2017, Çarşamba
08:41

95.15.226.209
Merhaba,

Web tasarım konusunda faaliyet göstermekte olan firm***z, ihtiyaçlarınız doğrultusunda sizlere özel web sitesi hizmeti sunmaktadır.

https://www.ivesgo.com/web-tasarim/

Saygılarımızla
Mail: info@demositesi.net  Web: www.ivesgo.com/web-tasarim/ 
 

Toplam Kayıt Sayısı: 689 Toplam Sayfa Sayısı: 69
1. 2. 3. 4. 5. . . . 67. 68. 69. [»] [»»] 

Ödüller  |  Fotoğraflar  |  Video  |  Konuk Defteri  |  Haberler
 Mimar Kazım Özgan Kişisel Web Sitesi   © 2007-2015 Tüm hakkı saklıdır.       E-Posta: kazimozgan@kazimozgan.com Site Tasarım & Yazılım: